Çarşamba, Ekim 31, 2007

2007 bitmeden beklenen film


Biraz geç bir duyuru olacak ama geçenlerde sinemaya gidince içimde bu filmle ilgili, gösterime girmeden önce bir iki şey söyleme isteği geldi. Tabi isteğin yanında söylenebilecek sözler de gelseydi güzel olurdu ama gelmediğine göre filmle ilgili önce resmi yapım güncesinde yayınlanan yazıyı paylaşalım:

“Eşkıya”, “Gönül Yarası”, “Herşey Çok Güzel Olacak” ve “İnşaat” filmlerin yapımcısı FİLMACASS ile “Hababam Sınıfı Askerde”, “Hababam Sınıfı 3,5”, “Maskeli Beşler Irak” ve “Sınav” filmlerinin yapımcısı FİDA FİLM, dev bir işbirliği ile 2007 sinema sezonuna damgasını vurmaya hazırlanıyor….

Başrollerinde ŞENER ŞEN, KENAN İMİRZALIOĞLU, İSMAİL HACIOĞLU, RASİM ÖZTEKİN ve ASLI TANDOĞAN’ın yeralacağı KABADAYI filminin senaristi “Gönül Yarası”, “Eşkıya”, “Gölge Oyunu”, “Muhsin Bey”, “Fahriye Abla”, “Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni” gibi Türk Sinemasının unutulmaz eserlerini hayata geçiren YAVUZ TURGUL. Yönetmen koltuğunda ise “İnşaat” ve “Herşey Çok Güzel Olacak” filmlerinin yönetmeni ÖMER VARGI olacak.

Sitede bazı teknik konularda çalışılan isimlerin büyüklüğüne de vurgu yapılıyor ancak benim için yukarıdaki kısım heyecanlanmak için yeterli. Şu ana kadar Şener Şen'i gördüğüm hiç bir görsel içeriği izlemekten memnunsuzluk duymayan ve hala yazıtura filminin etkisinde olan biri için sadece iki oyuncu ismi yeterli. Ama zaten yetmezmiş gibi güzel birer yönetmen ve senarist isimi de ekliyor film. 2007'miz güzel biteceğe benziyor. Heyecanla bekliyoruz.

Filmin imdb sayfası: http://www.imdb.com/title/tt1051907/

Erdal İnönü de...

Bülent Ecevit'i kaybetmemizin üzerinden bir yıl geçmesine bir hafta kalmışken Türk düşün ve siyaset dünyasının yaşayan en önemli temsilcilerinden birini daha kaybettik. Milli Şef İsmet İnönü'nün küçük oğlu, Türkiye'de önce bilimin, sonra siyasetin ve sonra tekrar bilimin gelişmesi için olağanüstü çabalar sarf etmiş Erdal İnönü vefat etmiş. Dünya'nın sayılı fizikçilerinden biri olarak bildiğimiz ve şu anda okumakta olduğum okul dahil olmak üzere Türk bilim yaşamına kalıcı eserler bırakılmasında katkısı çokça bulunmuş bir insanın bu yönlerini ön plana getirmek isterdim beni üzüntüye sevk eden bu haberi paylaşırken ama CHP'yi düşünerek vurguyu son bir senelik zaman zarfında kaybettiğimiz 3. önemli sosyal demokrat olmasına yapacağım. Bülent Ecevit ve İsmail Cem'den sonra bu bir yıl içinde Erdal İnönü yani benim aklım erdiğinde gördüğüm ilk sosyal demokrat lider hayata gözlerini yummuş. Merhuma Allah'dan rahmet yakınlarına başsağlığı dilemekten başka bir şey gelmiyor elimizden yine. Zaten bu kaybın içene düşürdüğü durum da bu: Çaresizlik. Daha çok değerlere ihtiyacımız varken var olanlar da hep birlikte kayıp gidiyorlar.

Not: Fotoğraf ODTÜ Fizik Bölümü'nü öğretim görevlisi Sibel Baskal'ın Erdal İnönü ile ilgili hazırladığı sayfadan alınmıştır.

Pazar, Ekim 21, 2007

yer yer yağmur yağıyor Ankara'ya

Koray Candemir'in Sade albümünden Nefesini Tut adlı parça çalıyor.
Emre Yılmaz daha önce yüz binlerce kişi tarafından belirtildiğine emin olduğu "hava durumunun insan ruh haline etkisini" düşünüyor. Düşüncesi dahilinde evinde şu anda bulunan loş ortam içindeki iki bedenin üzerine çökmüş sıkıntının havaya bağlı olması ihtimali, kendinin kış sevgisi ve birinin önceden gelen sıkıntısıyla çekişiyor. Kim kazanacak bilmiyoruz.
Kim kazanacak bilmiyoruz ama oyumuzu da kullandık. Halk oylamasında "kim kazanacak" ne demek onu da bilmiyorum ama artistik bir tekrar olsun diye demiş bulunuyorum. Ama halk oylaması hakkında anlamlı bir şey de gerekirse, bu kadar temel bir değişikliğin bu kadar çok soru işareti içinde ve bu kadar sessiz oylanacağı tek ülkenin bizimkisi olabileceğine dair düşüncemi söyleyebilirim.
Gündem ne kadar hızlı değişiyor.
Yer yer korkuyorum bile.
Kısa yazı 3. şarkıda bitti: Koray Candemir - Eskisi Gibi Olmaz

Pazar, Ekim 14, 2007

Helldorado


Helldorado'yu hepiniz biliyorsunuzdur. En azından grubu bilmeseniz bile "A Drinking Song" adlı şarkılarını illa duymuşsunuzdur ki ben bu sayfayı okuyan herkesin grubu bildiğine de eminim. Benim, sizin şu anda olduğunuza emin olduğum bu bilgi seviyesine ulaşmam ise 17 Ocak 2006 tarihinde düzenlendiğini sandığım Radyo EKSEN'in 7. yaşına girişini kutladığı etkinliğin duyurularının yapılmaya başlamasıyla oldu. Bu duyurular yayınlanana kadar en fazla 5 dakika, sadece merakımı dindirmek için internetten dinlediğim bir radyoda, ne kadar sık çalıyor olsalar da bu grubun parçalarını dinlememiştim. Ama sevdiğim bir basın yayın grubunu, belirli bir çizgiye sahip olduğuna inandığım bir radyosunun yaş gününe ta Avrupalar'dan bir grup getiriyorsa ve bunu bangır bangır duyuruyorsa diğer kanallarında ve hatta bu da yetmezmiş gibi bu Norveçli müzik grubunun Türkiye'ye gelecek olması, zaten bir avuç olan kültür-sanat programlarında ve bolca ama bomboş olan müzik programlarında kendisine ziyadesiyle yer buluyorsa benim de bu grubun yatığı müziği dinleme zamanım gelmiştir demiş ve şarkılarını aratmıştım limewire'da. Tabi sadece bir şarkı buldum doğru düzgün paylaşılan. Hepinizin bildiği üzere bu şarkı "A Drinking Song"du. An itibariyle bu kadar garipsememiştim sadece bir şarkılarının yoğun olarak paylaşılmasını. Zaten yine yanlış hatırlamıyorsam o günler limewire'ın lisans koruma eklentisinin çalışmaya başladığı ilk günlerdi ve genel olarak paylaşımlarda bir daralma yaşanıyordu.
Şarkıyı indirdim. Dinledim, dinlettim. Tabi o etkinlik dahilinde Türkiye'ye gelmelerinin üzerinden zaman geçtikçe şarkıyı dinleme sıklığım azaldı. Ama arada sırada rastladım bu şarkıya. Ama başka şarkılarının olup olmaması gerektiğini nedense süreç boyunca hiç düşünmedim. Daha sonraları adlarından çok bahsedilmemesi hep "tek şarkıyla/albümle popüler olup sonra sönen grup" olgusuna bağladım. Tabi ortada ilginç bir durum vardı çünkü Helldorado'nun olduğu gibi popüler olan yani sınırlı bir çevrenin -bu sınırlı çevreye farklı adlar verilebiliyor- sıkı sıkı bağlandığı gruplar genelde ilerleyen albümlerinde daha geniş çevrelere açılma isteği doğrultusunda daha "popüler" işler yapınca gözden düşerlerdi ama Helldorado için böyle bir şey söz konusu olmamıştı.
Sonra gel zaman git zaman bilgisayarıma format attıktan sonra silinen o güzel şarkıyı indirmek için arama yapıp torrent sitelerinde grubun adına rastlayamayınca şaşırdım. Bu kadar popüler olduklarına inandığım bir grubun torrentte albümlerinin ve hatta şarkılarının olmaması çok garipti. Sonra internette grup hakkında arama yapınca gördüm ki Helldorado aslında dünya ya da Avrupa çağında ünlü bir grup değilmiş. Türkiye, anavatanları olan Norveç'den sonra en sevildikleri yermiş. Bunları özellikle wikipedia'nın ilgili sayfasında okumuş olmama rağmen inanamamıştım ama sonra kendi sitelerine girince, bilginin doğru olabileceğine kanaat getirdim. Neredeyse 2 yıl önce ülkemize gelen bir müzik grubu sitelerinde hala son haber olarak Türkiye'de NTV kanalı ile yaptıkları röportajı sunuyorlar. Zaten haber başlıklarından pek çoğu Türkiye ziyaretleriyle ilgili.
Benim bunca zaman dünya çapında kendilerine has şöhretleri olduğunu zannettiğim bir grubun bu durumda olması hoşuma gitti. Paylaşmak istedim. Biraz uzun ve gereksiz oldu ama buraya kadar okuyanların beni mazur göreceklerine eminim.

Cuma, Ekim 05, 2007

heyecansız beklenen iftar ardına heyecanla yazılan yazı

"...dün gece yastığa başımı koyarken güncel iyimserlik dönemimi de bitirdim"

Dün yazdığım bir cümle. Bu cümleyi yazarken bir düşüşü hayal etmiştim. Hani şu filmlerde ve romanlarda çok kullanılan, yatağında uykusundayken bir anda altından yatağının kaybolduğunu hissedip düşmeye başlayan adamı hayal etmiştim tam olarak. Şimdi anlatacağım şey de çoğu zaman bu hikaye parçasının ardından gelen, karanlıktan uzanan bir kolun düşen adamın elinin kavraması ve onu kurtarması olarak tasvir edilebilir.
Dün akşam Hasan'la birlikte lise mezunlarımızın düzenlediği iftar yemeğine gittik. Sıkıcı geçeceğini sandığım etkinlikte hiçbir şey yapmamış olamama rağmen mutlu olduğumu gördüm. Genç ve yaşlı çoğu mezunumuzun yanında olmak bana ciddi miktarda ümit ve güven aşıladı. Normal zamanlarda sinirleneceğim ve takılacağım bazı şeylere ve ve belki insanlara rağmen geceden mutlu ayrılabilmemi de bu ümit ve güven sağladı zaten. Aslında belki mutluluğu yaratan insanlar değildi ama onların sayesinde ben yolumu aydınlatabildim ve dün bittiğini zannettiğim iyimserlik dönemim devam ediyor.
Ama belki bu da bir adımdı. Eğitim hayatımda bir basamağın daha sonuna yaklaştığım şu günlerde hayatımda daha büyük değişimlerin yaşanacağı gibi bir kanıya kapılıyorum bazen. Bunu onaylayacak şekilde içimde kıpırdanmaya başlayan bir şeyler var. Umarım üretken olur.
Bütün "çökmüşsün" diyenlere duyurulur.

Resim: Simon Vouet'den "Saturn, Conquered by Amor, Venus and Hope." (isimden pek emin değilim)

Perşembe, Ekim 04, 2007

çok beklenen gevende konseri ardından yazılan yazı

Dün şarap günüm olduğunu sanmıştım ama gördüm ki yine cin günüymüş. Sıradan olmak en iyi yaptığım şey olabilir. Öte yandan farklı olmak en sık yaptığım şeylerden biri. Ya ben öz gözlemimde yanılıyorum ya da burada yanlış olan bir şeyler var.

Aslına bakarsanız var da. Hayat başlı başına yanlış. Ne kadar da yavan bir söylem değil mi? Yavan olmak zorunda çünkü ben sıradanım. Şimdi olmak zoruna çünkü dün benim güncel iyimserlik dönemimin en şiddetli yaşandığı ve son günüydü. Zirvede bırakma merakı diye özetler belki bazıları ama ben nedensiz diye özetleyeceğim şekilde dün gece yastığa başımı koyarken güncel iyimserlik dönemimi de bitirdim. Tekrar hayattan ve özellikle insanlardan hazzetmeme dönemine girdim.
Her ne kadar bu benim son yıllardaki normal duruşum olsa da ve bir yerde normale dönüş yapmış olsam da durumum bana gayet garip geliyor. İnsanları takdir edebilen, sayabilen ve hatta yer yer sevebilen (ama tabi ki kesinlikle belli etmem/edemem) biri olsam da topluluklara ve onların oluşturdukları bu düzene yani hayata neden aynı şekilde yaklaşamıyorum?
Tabi bu sorgu cümlesi de burada kalacak, çünkü her zamanki gibi kolaya kaçacağım ve soruyu cevaplamaktan sa insanlar şöyle kötü, böyle pukaka diyeceğim ve bir müddet daha hayatıma böyle devam edeceğim. Bir zaman sonra sorgulamak/sorgulanmak temennisiyle.