arama

Salı, Şubat 27, 2007

Beyaz

Günlerim ya karanlık ya da puslu geçiyor. Önümü göremiyorum. Görüşümü kapatan pek çok unsur var ve bunların pek çoğunun ne olduğunu söyleyemiyorum.

İfade edemeyeceğim şeyler var. "Şeyler" ifadesi bile önceki cümlenin ispatı zaten. Ama ben bu şeyleri hissediyorum. Bu da ilk üç cümlenin dayanağı. Dayanaklığının ötesinde benim için gerçek bu!* Yıllardır, Doğu diye diye pek çok insanın başını ağrıtmış ve hep hissetmenin öneminden bahsetmiş biri olarak, bu hissetme olayına çok değer veriyorum. Onlarla yaşıyorum ve çoğu zaman onları takip ediyorum. **Hislerimin peşinden sonunu göremesem de yürüyorum. Umarım bunlar hep birlikte beni istemediğim sona götürmez. Ama yine de bu hissettiğim şeylerin her daim ifade edilemeyen şeyler olarak kalmayacağına dair bir inanç var içimde***. Bir gün, Allah nasip ederse, ben bunları ifade edebileceğim. O gün, berrak bir gün olacak.


*evet bazı şeyler yalanlara dayanıyor.
**kendime itiraf, ile başlıyor.
***inançlar "insanların" yaşayabilmesi için önemli ve gereklidir kanımca.

Cuma, Şubat 02, 2007

Güzel

Mecnunum Leylamı gördüm
Bir kerece baktı geçti
Ne sordum nede söyledi
Kaşlarını yıktı geçti
Aşık Veysel Şatıroğlu

Midem deli gibi yanıyor. Saat ileriliyor. Yarın (bugün) erken kalkmam gerekiyor. Uyuyup uyuyamayacağımı biel tam olarak bilmiyorum ama mutluyum. Çalışıyorum. Durmuyorum. Huzurluyum bile denilebilir. Bu kadar zamandan sonra. Her şey çok güzel olacak demek bile geliyor içimden. Acaba olabilecek mi gerçekten. Yandan Johnny Cash "Hurt" diye bağırıyor. Ama neredeyse bu güzelliğin bile farkına varamayacak kadar mutluyum galiba. Acaba yatınca en güzel rüya mı bekleyecek beni yoksa en kötü kabus mu? Aslında bu soruyu uykum için değil de uykumdan uyandıktan sonra, şu anda yaşadıklarımın uzantısı olacak günlük yaşantım için sormalıyım. Ama rüya da olabilir, kabus da. Zerre umurumda değil çünkü uzun bir aradan sonra mutluyum, huzurluyum. Millet, mutluluğumu paylaşsanıza; kutlasanıza, kutsasanıza beni.

Bu ilk "Sevinç" etiketli yazımdı. Umarım son olmaz.

Çarşamba, Ocak 31, 2007

8 yıl önce

1999 yılında, 31 Ocak'ı 1 Şubat'a bağlayan gecede, hemen hemen bu vakitlerde, İstanbul Moda'da 81300 posta kutu numaralı o bildik evde, en sevdiğim, en çok saygı duyduğum, kendisiyle tanışmış olmayı en çok dilediğim sanatçı Barış Manço, hayata gözlerini yumdu.
Acısı hala taze.
Burada yazdığım üçüncü ölüm hüzünü yazısı bu ve ikinci kez insanın yabancılar için acı duymasının normal olup olmadığını sorguluyorum. Ama bu adam yabancı olamaz. O en nihayetin de bir ozandı. Bir ozan bir insana ne kadar uzak, ne kadar yabancı olabilir ki? Belki hüznüm ve üzüntüm, sadece, tekrar ürün veremeyecek olmandandır. Halbuki o ürünlerine ne kadar da çok ihtiyacım(ız) vardı.
Bundan başka ne denilebilir ki? Tekrar tekrar söylüyorum: "Mekanın cennet, toprağın bol olsun"

Cuma, Ocak 26, 2007

İsmail Cem de...


Allah rahmet eylesin.
Mekanın cennet olsun.
Tanımadığın insan için dökülen gözyaşı.

Çarşamba, Ocak 10, 2007

ODTÜ Finaller: Güz 2006

Kaçınılmaz olan yine geldi çattı ve yine başladılar. Finallerden bahsediyorum. Bugün ya da dün Heat ile başlayan -ve büyük ölçüde biten- sınavlar silsilemden, silsilemizden bahsediyorum. Geçen sene bahsettiğim gibi bahsediyorum. Yine bir kötüye gidişten bahsediyorum ya da bahsedeceğim. Geçen seneki yazımı tekrarlayacağım ya da hali hazırda tekrarlıyorum. 2006 Bahar dönemi dışında katıldığım diğer final dönemleri için de yazılar yazmış olsam durum bu yazılar için de pek farklı olmazdı.
10.01.2007/02:46

Yukarıdaki yazıyı bundan dört buçuk ay önce yazmaya başlamışım ama tamamlayamamışım. Ben de şimdi ODTÜ final dönemleri ile ilgili yazdığım ve yazacağım yazıları "Final Yazıları" etiketinde toplamaya çalışırken fark ettim bu tamamlanmamış yazımı. Hayır yalan söylüyorum, hep farkındaydım bu yazının ama tamamlama cesaretini gösteremedim. Çünkü o zaman çok karmaşık bir ruh hali içindeydim ve hala içimde bir yerlerde bu ruh halinin izleri var. Hatta şu anda o günleri düşünürken içim sıkılmaya başladı bile. İşte bu karmaşıklık yüzünden tamamlayamadım bu yazıyı. Tamamlayamayacağım da ama bu haliyle yayınlayacağım. Blogumu tutmaya başladığımdan bu yana geçirdiğim final dönemlerinden sadece Yaz 2006'nın yazıları olmayacak bu sitede. Ama umarım bu yarım halinden ve şu anda yazdığım açıklama metninin dilinden o zamanlar içinde bulunmuş olduğum o iğrenç durum hakkında bir fikir oluşmuştur kafanızda.
27.05.2007/23:43