arama

Güncelleme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Güncelleme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Kasım 15, 2020

Ayraç kullanımıma dair küçük bir not

Son dönemde, salgın başta olmak üzere çevrenin dayattığı çeşitli olumsuz etkene rağmen yaşantım hızla ve iyiye doğru evriliyor. Hayatı rutinlerine ve alışkanlıklarına büyük bağlılıkla yaşayan biri olduğum için böylesi köklü bir değişim söz konusu olduğunda bunların da etkilenmesi kaçınılmaz oluyor tabii. Bahsettiğim bu dönemle değişen alışkanlıklarımdan biri de kitap ayracı kullanımımda oldu. Pek çok insanın gözünde bahsedilebilecek daha küçük bir değişiklik yoktur belki ama hem az önce dile getirdiğim büyük bağlılığı destekleyecek bir detay olduğu için hem de bence iyi bir örnek olduğu için bundan biraz bahsedeceğim.

Bilenler vardır ben çok uzunca bir süre kitap okurken ayraç kullanmadım. Dağınık bir okuma alışkanlığım olduğu için aynı anda birden fazla kitabı okuyagelmişimdir hep. Bahsettiğim bu (yirmiye yaklaşan) yıllar boyunca, biraz da bu dağınıklığa bağlı olarak okumamın yıllara yayıldığı, aylarca elimi sürmediğim eserler de oldu. Özellikle böyle durumlarda tercih ettiğim, kitabı elime alıp son kaldığım yeri bulmak için göz gezdirmek olagelmişti. Yer yer zaman alıcı olabilen bu yöntemle hatırladığıma emin olduğum yerden devam etmeyi garanti altına alıyordum kendimce. Tabii buna bağlı olarak daha önce okuduğum yerlerin üzerinden tekrar tekrar geçmek gibi bir durumla da karşıya kalabiliyordum sıkça ki tahmin edileceği üzere bu da zaman alıcı bir durum. Ama artık yeni rutinlerimde okuma periyotlarımın bu zaman kayıplarına tahammülü zorlaştıracak şekilde kısalması söz konusu. Böyle olunca elime aldığım bir kitapta nerede kaldığımı henüz bulmuşken ya da daha bulmadan, o anda kitaba ayırabileceğim zamanı dolmuş olabiliyor. Ya da zaten kısa olacağını bildiğim bir aralıkta nereden devam edeceğimi kestiremediğim bir eseri elime almaktan imtina etmem söz konusu olabiliyor. Zaten odaklanması çok kolay olmayan biriyim; pek çok konuda ve durumda, zorla kazandığı bu odağımı da hızlıca kaybedebiliyorum. Mesela şu anda okumakta olduğunuz bu kısacık yazıyı bile parça parça yazıyorum ve eli ağır biri olmama ek olarak bu dikkat dağınıklığı, metnin oluşumunu daha da uzatıyor. Benzer bir şekilde zaten arzu ettiğimin çok altında olan okuma hızımı daha da azaltabilecek bu durumun üstesinden gelmek için ayraç kullanmaya dönmemin faydalı olacağını düşündüm. Bunun sonucunda son birkaç aydır kitap ayracı kullanıyorum.

Yıllar önce Steven Spielberg’e yakıştırılan ama doğruluğunu kontrol etme ihtiyacı hissetmediğim “ayraca bir dolar vermektense, neden paranın kendisi ayraç olarak kullanılmıyor” mealinde bir söz duymuştum. Ayracın sadece -adının taşıdığı- işlevsel amacına odaklanan bu görüşe katılmaya teşne biri oldum uzunca ve bir imleç kullanmam gerektiğinde fiş, bilet, kupon gibi el altında kolayca bulunabilecek kağıtlara başvurdum. Ama şimdi kullanmaya başladığım bu nesnede de kişisel alanım içinde yer alan pek çok nesnede olduğu gibi estetik açıdan bir değeri olması, kişisel bir bağ kurabilmek ve benzeri çeşitli özellikler arıyorum. Neyse ki bir grup arkadaşım çeşitli vesilelerle hediye ettikleri ve yaklaşık beş sene kadar önce bir sosyal medya paylaşımımda bir kısmını “varlıklarından mutluluk duyduğum” diyerek tanımladığım bir grup ayracım vardı kitaplığımda. Bunların içinden üç tanesini -bir tanesinin emeği ve anısı daha farklı bir seviyede olduğu için diğerlerinden biraz ayrılsa da- şu aralar sıkça ve severek kullanıyorum. Bu üç ayraç için dört arkadaşıma bu vesileyle bir kere de buradan teşekkür etmiş olayım.


.kedi

Çarşamba, Haziran 17, 2015

Haziran 2015

-Haziran ayı yarılandığı halde, yağışlar düzensiz ama belirgin bir halde devam ediyor. O yüzden, bir süredir işsiz olmam neticesinde her gün boş olduğum halde, istediğim gibi bisiklet süremiyorum. Hatta çoğu zaman koşamıyorum bile. Bu durumda ben de daha yoğun bir dinleme ve izleme faaliyeti içine girdim. Yalnız, okumayı istediğim seviyeye çekemedim, sebebini merak ediyorum.

-Yukarıda bahsettiğim dinleme faaliyetinin önemli ağırlığını podcastler çekiyor. Bu noktada, geçtiğimiz aylarda yazdığım Podcast yazısına ek olarak birkaç yayından daha bahsetmek istiyorum:

Desert Island Discs
Adının da çağrıştıracağı üzere, konuklarına ıssız bir adaya düşmeleri durumunda yanlarına almak isteyecekleri 8 parçayı soran bir radyo programı. Konuk şarkıları listelerken arada güzel bir söyleşi de gerçekleşiyor. Adaya götürmek isteyecekleri bir kitabın, bir lüks objesinin ve bu 8 parçadan vazgeçilmez olanının da sorulması ile söyleşi sonlanıyor. Çok yakın zamanda haberdar oldum programdan. Bradley Wiggins'in saat rekoru denemesinden önce MTBTR'nin hazırladığı detaylı incelemede dikkatimi çekti. 1942'den bu yana devam eden epey eski bir programmış. İlkinin yayın hayatı 43 yıl süren üç sunucudan sonra, 2006'dan bu yana Kirsty Young tarafından sunuluyormuş. Ama dijital ortama taşınması görece yeni bir tarihte, 2009 sonunda gerçekleşmiş. Gözümden kaçmış olmasını buna bağlıyorum. Programı takibe başladıktan sonra yakın tarihlilerden başlamak üzere arşivine hızlıca bir göz attım ve Jimmy Wales, Ken Robinson, Malcom Gladwell, Rowan WilliamsDaniel Kahneman, Brian Cox, Brian EnoLilly AllenMorrisseyRoger WatersJacqueline Du PreDustin Hoffman, Mark Gatiss, Michael CaineHugh Laurie gibi çok baskın isimlerden oluşan bir kısa liste yaptım. Daha fazlasını isteyenler için de araştırma yaparken karşılaştığım şu The Telegraph yazısını paylaşayım.

Freakonomics
Adının çağrıştırdığı gibi ilginç konulara ekonomist bakış açısı ile yaklaşan bir podcast. Programın alt başlığı ilgi alanlarını, her şeyin gizli tarafı olarak tanımlıyor. Sayfalarındaki açıklama kısmında da belirttikleri üzere aylık 5 milyonu aşan indirilme sayıları ile dünyanın en popüler podcastlerinden biri. Sitelerinde ayrıca bir blog ve aynı eksende yayımladıkları kitapların bilgileri de bulunuyor.


Radiolab
Her bölümünde olabildiğince ilgi çekici bir konuyu gündeme getirmeye çalışan bir yayın. Bir süredir takip listemde olamasına rağmen çok sık dinlediğim bir program değildi ama geçtiğimiz haftalarda yayınladıkları bir bölüm ile dimağımı genişletti. Uzunca bir süreden beri beni sanırım en heyecanlandıran bilgiyi, Amerika'nın 2. Dünya Savaşı'nda ana karasında esir kampları işlettiği ve bu kamplarda yüz binlerce Alman savaş esiri tutulduğu bilgisini, bu program sayesinde öğrendim. Bu yüzden kendimi borçlu hissediyor ve reklamlarını yapmadan geçemiyorum.

Şeytan Arabası
Bir bisiklet podcasti daha. Yalnız bu seferki hem görece uzun bir süredir düzenli bir şekilde yayınlanıyor, hem de bisiklete sadece spor yönünden bakmıyor. Kendileri programı "bisiklet üzerine, hey yönü ile bisiklet" şeklinde tanımlıyorlar. Program Açık Radyo'da yayınlanıyor ve Esra Ertan, Aydan Çelik ikilisi tarafından hazırlanıp, sunuluyor. Ben doğrudan Soundcloud üzerinden takip ettiğim için bağlantı adresi olarak bunu paylaştım. Ayrıca, programların ve notlarının paylaşıldığı bir de blog adresi mevcut.

-Son iki haftadır Selçuk Aydemir'e epey sardım. Her şey, kitabı rafta beklerken bir dizi İşler Güçler ve Üsküdar'a Giderken videosu izlememle başladı. Sonrasında Mahalleden Arkadaşlar isimli kitabı daha fazla ertelemeden okuyayım dedim. O sırada Üsküdar'a Giderken'i de tekrar, baştan sona düzenli bir şekilde izleyeyim dedim. Kitap bitti. Dizi bitmek üzere. Arada İşler Güçler videolarına bakmaya da devam.

Selçuk Aydemir, Mahalleden Arkadaşlar, İstanbul: Sayfa6 Yayınları, 2015
Burada şu notları düşmekte de fayda var sanırım:
  • Kitabın edebi olarak pek bir iddiası yoktur herhalde. Zaten pek düzgün bir yayınevinden (ya da yayın serisinden mi demeliyim) çıkmadığı için hataları bol bir kitap. Ancak Selçuk Aydemir'in, beni çok eğlendiren anlatımını ve hikayelerini sunduğu için ben beğendim eseri.
  • Dizilerle ilgili olarak da durumda bir değişiklik yok.
    Üsküdar'a Giderken > İşler Güçler > Kardeş Payı.
-Silicon Valley adlı dizi bu hafta başından ikinci sezonunu bitirdi.
Burayı okuyan hemen herkesin bileceği üzere, güncel işsizlik durumumdan hemen önce ben de bir tür start-upta çalışıyordum. Bu süreçte çeşitli teknoloji geliştirme alanlarında bulundum ve bu sektörde çalışan insanlarla iletişim kurdum. Dizi bu yüzden ilgi çekici geliyor olabilir bana. İçinde iken, "ekosistem" şemsiyesi altında dalga geçtiğimiz noktalar üzerine kurulu bir komedi dizisi izlemek güzel geliyor herhalde. Neyse 3. sezonun da olacağı kesinleşmiş, en azından bir sezon daha eğlenirim.

-Son olarak yakın zamanda pek çok kişiye önerdiğim ve zevklerine saygı duyduğum kişiler tarafından beğenilmesi ile mutlu olduğum Andrew Marr's History of the World isimli belgeselden bahsedeyim. İlk kez 2012 yılında yayınlanan belgesel bir BBC yapımı. 8 bölümde insanlık tarihin, Afrika'dan yayılmasından 21.yy'a kadar geçen yaklaşık 70.000 yıllık bölümüne hızlı bir bakış atılıyor. Konu seçimleri, dramatik kurgusu ve sunumu ile bence başarılı bir tarih belgeseli, tavsiye ederim.kedi

Cuma, Kasım 07, 2014

Kasım 2014

-Hala burayı okuma iradesi gösteren herhangi birinin bilmeme ihtimali olduğunu düşünmüyorum ama geçtiğimiz ayın yarısında tatil amaçlı olarak Amerika Birleşik Devletleri'ndeydim. Benim için güzel bir seyahat oldu. Gezi notlarımı da kısa süre içerisinde burada paylaşmayı umuyorum.

-Ekimin son günleri bastıran soğuk hava ile kış geldi sayılır. Yaz sonunda yağmurları başlaması ile sekteye uğrayan bisiklet kullanımım iyice azaldı. Haftada bir iki kez bir saati pek aşmayan, kısa sürüşler yapabiliyorum sadece.

-Ancak farklı bir fiziksel etkinlik olarak koşmaya daha fazla mesai ayırıyorum. Geçtiğimiz sene kış mevsiminin görece yumuşak geçmesi sayesinde çok düzenli olmasa da bir koşu ritmi yakalamıştım. Bu sene biraz daha düzenli, disiplinli yaklaşıyorum. Şöyle bir başlangıç seviyesi program uyguluyorum. 3 haftası bitmek üzere ve hala eksiksiz uyuyorum. Benim için şaşırtıcı bir durum.
Bu noktada biraz reklam yerinde olur kanımca. İlgilenenler olursa Mert ve Ilgaz isimli iki koşucunun hazırladıkları Koşturmaca isimli podcast benim koşma eylemimde önemli yer tutan bir kaynak. Ayrıca koşarken dinlemek için de ideal kanımca.

-Amerika seyahatimde teknolojik oyuncak olarak Nook Glowlight aldım. Kendisi ile şimdilik mutluyum. 
Benim e-kitap ile ciddi bir samimiyetim yoktu. Telefon ve tabletten bir kaç kitap okudum ancak toplasan 1000 sayfayı bulmayacak bir hikayeden bahsediyoruz. Ama bir süredir bir okuyucu almak ve e-kitap tecrübemi ilerletmek planım vardı. E-kitaplarımı idefix'den ya da Google Play'den alıyorum ve epub formatındaki bu eserleri takla atmadan aktarabileceğim bir cihazı tercih ederim. Bu yüzden e-kitap (okuyucu) denilince akla gelen ilk şey olan Kindle (epub desteği olmadığından) benim için çok ilgi çekici bir ürün değil. Nook kendi pazarında bile az tercih edilen bir ürün ama benim işimi görüyor. Ürünü kullandığım bir, bir buçuk aylık dönemde, toplamda okuduğum e-kitap metnini ikiye katladım sanırım. 
Ben bu ürünü satın alırken babil.com da hemen hemen aynı donanımda bir e-kitap okuyucuyu hemen hemen aynı fiyata Türkiye'de satışa çıkarmış. Önceden haberim olsaydı ondan alabilirdim.

-Geçen güncellemeden sonraki dönemde yoğun bir şekilde Sia Hanım'dan Chandelier isimli parçayı dinlediğim bir dönem oldu. Şu anda pek dinlemiyorum ama o da bu yazının soundtracki olsun.

Cuma, Haziran 27, 2014

28.06.2014

Tuğçe'nin istediği yazı

-Geçen güncellemede bahsettiğim evsizliğim şimdilik nihayetlendi. Geçtigimiz süreçte beni ve eşyalarımın çoğunu misafir eden Adaş'ıma teşekkür ederim.
-Yine geçen güncellemede edindiğimden bahsettiğim bisikletimi daha etkin kullanmaya başladım. Hatta geçtiğimiz hafta itibariyle işe de bisiklet gidip gelmeye başladım. Büyük olasılıkla yalnız başıma olsaydım girişmeyeceğim bu konuda da Soyadaş'ıma teşekkür ederim.
-Yine yeni evle birlikte kitaplığımı da yeniden toplama olanağı buldum. Yaklaşık bir yıl boyunca çeşitli yerlerde ve normal şartlarda pek tercih etmeyeceğim durumlarda bulunmuş olan kitaplarım tekrar bir konaklama noktasına ulaştılar.

Fotoğraf: Kitaplığım 

-Pek çok kişinin izlemek için bile tekrar ilgilenmeyeceği halde Altın Palmiye kazanınca, sayesinde gurur, onur, vb. öznel duyguları yaşadığı Nuri Bilge Ceylan filmi Kış Uykusu'nu izledim. Uzunluğu görece yıpratıcı ve bazı diyaloglar yer yer fazla karikatürize gelmiş olsa da filmi beğendim. Ama sanırım yönetmenin filmleri arasından en beğendiğim hala İklimler.
-Bloga yazmadığım sürenin bir kısmında bir kitap okuma grubuna devam ettim. Okuduğumuz kitaplardan bir tanesi de Stefan Zweig'ın Macellan isimli biyografisiydi. Hemen hemen aynı dönemde Wes Anderson'un Büyük Budapeşte Oteli isimli filmin de beğeniyle izleyince Zweig ilgim depreşti. Bu kapsamda Dünün Dünyası isimli -ve Bir Avrupalı'nın Anıları alt başlıklı- anılarını hayranlıkla okudum. Kitabın, Büyük Savaş'ın 100. yıl dönümünün geldiği şu günlerde ayrı bir anlam teşkil ettiği düşüncesindeyim. Çok ara vermeden kitaplarını okumaya devam etmek istiyorum, sırada Hayatın Mucizeleri var. Bakalım okuma programımın şekillenmesinde bu isteğim ne kadar etkili olabilecek.
-Bu arada, Zweig'dan bahsetmişken, bir noktada Stefan Zweig'dan ve Erich Maria Remarque'dan bahseden bir yazı yazmak isteğimi de belirteyim.
-Yine bu geçtiğimiz dönemde daha fazla kitap ödünç verdim ve ödünç aldım. Güzel bir gelişme daha.
-Şu aralar Erkan Oğur, Derya Türkan ve İlkin Deniz'in birlikte hazırladıkları Dokunmak isimli albümün, bana göre konseptine en uzak olan son parçası Naci Derler'i kontrolsüzce dinliyorum. Kapanışı da onunla yapayım:

Cumartesi, Kasım 23, 2013

23.11.2013

Blogger'ın iddiasına göre bu blogun görüntülenme sayısında son iki, üç günde anlamlı bir artış yaşanmış. Bu artışa gerçek kullanıcıların neden olduğunu düşünmüyorum açıkçası ama yine de teşekkür yerine de geçecek bir yazı ile blogda yaşam belirtisi yaratmak istedim. Daha önceki uzun araların da bazılarını bitirmek için tercih ettiğim şekilde bir güncelleme ile ses vereyim tekrar:

-Bisiklet aldım. Umduğum kadar sık olmasa da sürüyorum. Kendisi ile mutluyum.
-Bir süredir evsizim. Galiba duruma alışmaya da başladım. Bu, benim gibi biri söz konusu olduğunda korkutucu olabilecek bir durum.
-Ankara'da yaşamaktan duyduğum rahatsılık her geçen gün daha artıyor. Özellikle herhangi bir yere ulaşmak zorunda olduğumda kötü oluyorum (Bu konuyu da içeren bir yazı yazacağım yakında). Kışın yaklaşması ile bu rahatsızlığımın çarpanı da artacak. Umarım önümüzdeki martta sonsuzla çarpılması gibi bir durum söz konusu olmaz.
-Tekrar düzenli bir şekilde podcast dinlemeye başladım. Yine BBC ağırlıklı bir listem var. Özellikle "Hardtalk"lara bakıyorum.
-Ben yokken maalesef Google Reader kapandı. RSS feed kullanmaya devam eden hemen herkes gibi ben de yerine feedly kullanıyorum. Memnun değilim.
-Kendimi tam anlamıyla sosyal bir canlı olarak görmem. Sosyalleşmekten sıkıldığım zamanlar az değildir. Ama buna nispet yaparcasına internet ortamında pek çok "social network"e üyeyim ve bu sayfalarda anlamlı bir miktarda zaman geçiriyorum. Hali hazırda kullandığım bu kalabalığa şu sıralar goodreads de dahil oldu. Görece yoğun bir şekilde kullanıyorum.
-Okuma eylemi ile ilgili internet sayfalarında geçirdiğim zaman artmış olsa da okumak için ayırdığım zaman iki ay öncesine oranla dramatik bir düşüş sergiledi. Tabi ki bir daha hiç o kadar boş olmayacağım ama zamanla toparlayacağımı düşünüyorum.

Şimdilik güncelleme bu. Aralık ayı içinde, bu yazıda bahsettiğim dahil dört yazı daha yazarım gibi hissediyorum. Ama belirttiğim üzere şu anda sadece hissiyat seviyesinde bir durum bu.kedi

Pazartesi, Temmuz 26, 2010

26.07.2010

-Bir iki haftadır Toy Story izleyip, Alice in Wonderland okuyorum. Kültü sanat etkinliklerimi bu çocuksu seviyeye çektiğim için mutluyum.
-Redd'in "Tamam Böyle Kalsın" için çektiği ve sadece internet sayfalarından yayınladıkları farklı bir klip var. İzleyin. (adres: http://www.redd.com.tr/2010/06/23/tamam-boyle-kalsin-2/ )
-twitter'dan takip edenler biliyor, kontrolsüzce Queen'den Bohemian Rhapsody dinliyorum. Hatta kontrolsüzlüğümü sergilemek (ve biraz da görgüsüzlük yapmak) için, sadece elimdeki altı farklı kayıttan oluşan çalma listeleri hazırlayıp tekrar tekrar onu dinlediğimi söyleyebilirim. Ve dahi, hızımı alamayıp "Mama, just killed a man" de diyebilirim ama sesim çok çirkin. Zaten siz de durumu anlamışsınızdır.
-Tez çalışmalarım hala durağan ama kısa bir süre içinde çalışmalarımın ivme kazanacağına dair bir inancım var. (Bilimsel çalışmaya dair inanç taşımak ne güzel bir zihin karmaşasıdır.)
-Bir yıla yakın zaman oldu ama ben hala Ruşen Çakır'dan Ayet ve Slogan'ı ve J.P. Donleavy'den Zencefil Adam'ı okuyorum bitirmedim.
-Emir askere gidiyor.
-Bir de ben galiba sakinleşemiyorum.


Belki söylenecek başka şeyler de vardır ama dediğim gibi sakinleşemiyorum. O zaman şöyle diyelim:
Çok zaman, az değişiklik; az yazı. Bu güncelleme de bu kadar kısa olur bu durumda.

Cuma, Ağustos 28, 2009

28.08.2009

-Bu yazıyı, şu anda Ankara'dan Adana'ya doğru seyretmekte olan bir otobüsten yazıyorum. Ne zamandır kullanmak istediğim bu hizmeti gerekli şartların sağlanması ile nihayet kullanma fırsatı buldum. Benim gibi biri için çok güzel bir hizmet olduğunu belirtmeme gerek yok herhalde ama bunun ötesinde kablosuz internet teknolojilerinin ciddi gelişmeler (bizde 3G, elde LTE, WiMAX) sağladığı dönemde gerekli olarak yorumlanabilecek, yerinde bir uygulama. Benim kullandığım hizmet biraz yavaş ama en azından e-postalarımı kontrol ediyor ve bu yazıyı sizinle paylaşabiliyorum. Bu seviyede bağlantının çokluortam uygulamarına hitap etmesi pek beklenemezdi zaten ama önümüzdeki sene(ler) içinde hız ve bant genişliği artar diye tahmin ediyorum. Kendimi de bu hizmeti kullanmak için biraz geç kalmış hissediyorum.
-Yukarıda belirttiğim sağlanan şartlardan biri çokça mobil olan bir internet aletine kavuşmuş olmam. İnternete kablosuz ağ bağlantısıyla bağlı olmasına rağmen az önce %94 pil doluluğunda çalışma süresini 7 saat olarak hesaplıyordu. Bu aleti de sevdim ama ürünlerin yeni yeni oturduğunu düşündüğüm bu pazarda bir alet edinmek için geç kaldığımı düşünmüyorum. Android'in uyarlanma çalışmaları, Intel'in Moblin'i, Windows 7'nin Netbook sürümünün çıkacak olması gibi yazılım dünyasınan gelen haberler ve dünyanın en büyük cep telefonu üreticisi Nokia'nın Booklet 3G'yi duyurması, her fırsatta Apple'nin bir netbook çıkaracağı haberinin duyurulması gibi donanım üreticilerinden gelen haberler bu pazarın daha bir müddet daha gündemde kalacağının sinyallerini veriyor zaten.
-Adının Karacaoğlu olduğunu zannettiğim ve bildiğim kadaıyla Emek 4. Cadde'de ve Cepa'da şubeleri olan kebapçının Cepa şubesine gittik dün akşam (yaklaşık olarak iftar vakiinde). Ciddi bir süredr karşılaştığım en özensiz yemek hazırlama ve en başarısız servisle karşılaştım. Çiğ geldiği için geri gönderdiğimiz İnegöl Köftesini yüzünü dağlayıp geri getiren ve bir özrü dahi çok gören bu kalitesiz (benim yediğim beyti göz önünde bulunursa 3. sınıf) kebapçıya bir daha gideceğimi zannetmiyorum. Çok kolay beğene biri olmayabilirim ama bunca zamandır bu blogda buna benzer hiçbir şey yazmadığımı göz önünde bulundurup, o mekana gitmeyi düşündüğünüzde, ikinci bir düşünme seansı yaşamanızı tavsiye ederim.
-Bu aralar Dream Theater'den Space-Dye Vest, Tool'dan 10,000 Days (Wings Part 2), Barış Manço'dan Al Beni ve Michael Jackson'dan Give in to Me şarkılarını dinliyorum.
-Bu aralar Ruşen Çakır'dan Ayet ve Slogan'ı ve J.P. Donleavy'den Zencefil Adam'ı okuyorum.
-Mushishi'yi bitirdim, One Piece'de 106'dayım.
-Yukarıdaki bağlantılardan da anlayabileceğiniz üzere fizy'yi çok kullanıyorum.
-Tez çalışmalarım hala durağan ama bu yolculuğun dönüşünde kısa süreli de olsa bir ivme kazanacağına dair bir inancım var. (Bilimsel çalışmaya dair inanç taşımak ne güzel bir zihin karmaşasıdır.)
-Bu yaz bitmeden bir yaz yazısı yazabileceğime dair son beklentimi, Adana'da geçireceğim üç sıcak güne saklıyorum. Zaten Anneannem de hastanedeymiş, yeterince karamsar, olabildiğince gerçek bir yazı gelebilir.
-Son olarak bu blogun laikliğine zarar verecek bir açılım yapalım ve herkese hayırlı Ramazan'lar dileyelim. (Böylece hem "biz de açılım yapmadık" diye içimizde kalmaz, hem bu sıradan espri kervanına biz de katılmış oluruz,. hem de bu parantez sayesinde, yaptığımız espriyi açıklayacak kadar vahim durumda olduğumuzu burayı okuyabilenlere gösteririz.)

Pazar, Nisan 19, 2009

Güncelleme(ye devam)

"Yeter artık, bundan sonra yazacağım yazının konusu kesinlikle Ruşen Çakır olacak" demiştim ama gördüğünüz üzere yine başaramadım. Yine, "sağlık olsun" demekten başka çaremiz yok galiba. Ama şunu da unutmamak gerek ki, güncelleme yapmak pek çok zaman iyidir:

- Blogun sağ sütununda çok ufak değişiklikler yaptım.
- Tezimle ilgili deneysel çalışmalarım sorunlu ilerliyor/duruyor.
- Bir müddettir sergilediğim uyumlu/sosyal/etkileşimli insan profilimden artık kurtuluyorum sanırım. Hoşgeldin, eski, güzel, sinir Emre.
- 16 Nisan akşamı, yine bir Beer Stop perşembesi yaptık. Öncesinden yeterince (uzunca bir süredir olmadığım kadar) sinirlendim. Bir önceki yazımın sonunda anlattıklarımın geçerliliğini/güzelliğini/gerekliliğini tekrar fark ettim.
- Gelecek cuma İstanbul'da olabilirim.
- Redd'in albümü olmuş gibi.
- Gevende'nin askerliğini tamamlamasına 1 ay kaldı.
- Peyk'in hala, görünürde bir Ankara konseri yok.

Cumartesi, Temmuz 19, 2008

Nerede kalmıştık?

Bugün aldığım "Sanal kamuoyu" imzalı yorum üzerine bu ay bitmeden yazmaya kararlı olduğum bu özetin yazım tarihini netleştirmiş oldum.
Bir ayı aşkın bir süre önce yazmış olduğum son yazımda, bölümümün bir bilgisayar laboratuvarında lisans diplomamla aramda kalan son ciddi engeli aşmam çabasından (benim çabamdan ziyade Muhlis'in çabasının söz konusu olduğunu isim belirtmeden de olsa söylemiştim gecen sefer de) bahsetmiştim. Oradan bu yana olan şeyleri özetleyerek bu yazın ilk girdisini düşelim internet güncemize.
Öncelikle belirtmem gereken şey herhalde okulumun bitmiş olduğu bilgisidir. ODTÜ Kimya Mühendisliği lisans programındaki 4 yıllık çalışmamı/istirahatimi 29 Haziran 2008 tarihi ile noktalamış bulunmaktayım. Artık -yetkin mühendislik yasası eğer unvanımı elimden almazsa- bir mühendisim. Ya da uzun haliyle kimya mühendisiyim ama şu andaki kısıtlı bilgimle, mühendislik eyleminde branşın çok önemli olmadığını düşünüyorum. Aslında sevgili okur bunu biliyordur ama nedense tekrarlamak geldi içimden.
Mezuniyet durumumu son ana kadar netleştiremediğim için karar verme eylemini sürekli ertelediğim yüksek lisansa devam etme durumum diplomayı almamla (aslında, almamın kesinleşmesiyle) karara bağlanmış oldu. Bölümümle olan anlaşmamı 1i opsiyonlu olmak üzere 3 yıl (2+1) uzatacak yeni sözleşmeye imza atmak için okulumuzun fen bilimleri enstitüsüne başvurdum. Bölüm yönetiminin verdiği kesin kararın açıklanacağı 23 Temmuz tarihini büyük bir heyecanla bekliyorum.
Bu bekleyişte, üniversite hayatim boyunca, yaz okulları haricinde yazlarımı geçirdiğim Adana'dan farklı olarak Ankara'da bulunuyorum bu sefer. Biraz tatil, biraz iş güç yuvarlanıp gidiyorum İç Anadolu bozkırında. Devlet hiyerarşimizin zirvesi olan bu çirkin şehirde dinlenerek geçirdiğim üç haftada, çoğu güzel olarak değerlendirilebilecek şeyler yaptım:
  • Çokça yattım, uyudum, dinlendim.
  • Azca olsa da ders çalıştım. Tabi buradaki azcaya aldanmamak lazım. Çünkü sene içlerindeki çalışmalarımla mukayese edildiğinde göz yaşartıcı bulunabilirdi performansım.
  • Tam olarak bolca olmasa da görece düzenli kitap okudum. Artık, saçma sapan kabarmaya baslayan listemi eritme konusunda önemli adımlar attım sayılabilir.
  • Yeterince dizi izledim. Buradaki yeterince House M.D.nin nihayet bittiği anlamına gelmektedir. Hatta biraz daha ileri gidersek, -tekrar nihayet kullanarak- One Piece'e en sonunda başladığımı bile soylenebilir. Ama bu konuda konuşmak için en azından ilk 100 bölümün bitmesini bekliyorum.
  • Az çok müzik dinledim. Eski sabit diskimdeki bazı albümlere kavuştuğum için mutluyum. Kim bir daha CocoRosie diskografisi düzenleyecek veya The Decemberists çekecek diye kara kara düşünüyordum.
  • Hiç film izlemedim. "Kara Şövalye"nin gösterime gireceği gelecek cumayı bekliyorum.
Peki ben bunları yaparken neler oldu?
  • EURO2008 Avrupa Futbol Şampiyonası'nı İspanya kazandı. Turkiye'nin yarı final oynadığı organizasyonda grup maçlarındaki muhteşem oyununa rağmen Hollanda yine kupaya uzanamadı.
  • Ergenekon kapsamında bir gözaltı dalgası daha gerçekleşti. Tüm ülke genelinde yoğun olarak "bizi de her an iceri alabilirler" esprisi yapıldı.
  • Merkez Bankası genel merkezinin İstanbul'a taşınmasını düzenleyen yasa tasarısı meclise geldi. Bu yazı için kontrol ettim, ilgili komisyonda bekliyormuş.
  • Ankara'da çok başarılı bir İFL buluşması düzenlendi. Buradaki "başarılı" organizasyon kalitesinden öte, katılımcıların memnuniyetini ifade ediyor.
  • Ankara Büyükşehir Belediyesi (Başkanı), artık bir mezunu olduğum ODTÜ'nün Ankara yerleşkesini yakmak istediğini açıkladı. ODTÜ Rektörü de "yıkabiliyorsa gelsin yıksın" şeklinde cevap verdi.
  • Pushing Daisies 12, Man Men 16 dalda Emmy adayı oldu. Övdüğüm dizlerin bu önemli ödüle pek çok dalda bu önemli ödüle aday gösterilmeleri beni mutlu ederken, Avatar'ın hiç bir dalda aday gösterilmemiş olması beni biraz kızdırdı.
  • Last.fm bir süredir beta adı altında denediği yeni tasarımıyla yayınlanmaya başladı. Daha ısınabilen görmedim.
  • Avatar'ın final bölümleri yayınlanmaya başladı. Hatta söyle belirtmek gerekirse, bu yazıyı tamamladıktan sonra yatacağım uykudan uyanabilirsem, sabah 2 saatlik son bölümü izleyeceğim.
Bu gelişmeleri, gündemi takip ettiğimi belli etmek için sıraladığımı ve sırf ilgi alanımın genişliğini göstermek için farklı konulardan seçtiğimi çok iyi bilen sevgili okuyucuya yazının burasına kadar sabırla gelebildiği için teşekkür ederim. "Bundan sonra daha sık yazmaya çalışacağım" şeklindeki "uzun aradan sora yazılan yazı son paragrafı cümlesini" de metine ekledikten sonra "okuyucuya selam, downloada devam" mottosu ile bu yazıya noktayı koyup 100 GBlik psikolojik download sınırımı nihayet bu ay geçmek için, çalışmalarıma son surat devam etmeyi bir borç bilirim.
Sağlık ve esenlikle kalınız efendim.