Bu blog çatısı altında yazıların belirli bir sıklık dahilinde yazılmadığını, şekil ve içerik bakımından herhangi bir düzenlilik taşımadığını takipçilerimiz bilirler. Ama ben yine de en azından her aya bir yazı düşecek şekilde doldurmaya çalışıyorum burayı. Fakat az kalsın bu ayı boş geçecektim. Hoş bunu "yazarımız yıllık izininin bir kısmını kullanıyor" kontenjanından sayabilirdik. Ama beni yakından tanıyanlar benim tüm yılı izinde geçirdiğimi bildiklerinden pek inandırıcı olmazdı bu durum. Ben de inandırıcılığıma bir leke sürmemek için, Malatya yolculuğuma çıkmamdan 5 saat önce, sizin su anda okumakta olduğunuz bu satırları yazmaya koyuldum. Gereksiz ve anlamsız görülen bu sözler, her ne kadar önümüzdeki 6 gün içinde bir başkasını yazmazsam bu ayin boş geçmemiş olmasını sağlamak için yazılmış olsa da yine içinde benim hakkımda bir miktar bilgi barındırmakta. Cımbızla alınacak şekilde olsa da en azından eskiden olsa -su anda kullanmadığım- Ben etiketini (label) hak edebilirdi.
arama
Pazartesi, Ağustos 25, 2008
Pazar, Temmuz 20, 2008
Yaz Yazıları 4: Türkiye'de iPhone
iPhone 3G'nin Türkiye'de de resmen satışa çıkmasından sonra benim de iPhone ile ilgili bir yazı yazmam artık kaçınılmaz hale geldi. Ya da ben böyle olduğuna inandırıyorum kendimi. Hatta en kotu olasılıkta, hiçbir inanışım olmamasına rağmen sadece düzgün bir giriş yapma adına bahsetmişimdir bu durumdan. Her neyse, ben 3G çıkmış olsa da eski, kotu iPhone ile ilgili yazacağım. Hatta simdi de yazmayacağım, bunun yerine 1 Temmuz'da benim güzel telefonuma düştüğüm bir notu kopyalayacağım. İçeriğinden de anlaşılacağı üzere dolmuşta yolculuk edilirken yazılmış olan bu yazının diline ve anlatımına, bu sebepten ötürü fazla takılmamanızı rica ederim. Ayrıca bu ufacık yazıya geçmeden önce, son olarak standart iPhone yazısı biçimini tamamlaması adına iPhone'un duyuru fotoğraflarından birini de eklemek istiyorum.
"Bugün ilk kez biri benim duyma (işitme) alanım içinde iPhone'la telefon görüşmesi yaptı. Mekan bir dolmuşun içiydi. Yaşından, cüzdanının içindeki lufthansa kartı ve telefonda sarf ettiği "geldim" sözünden, yurtdışında okuduğunu tahmin ettiğim kullanıcı, en azında görüntü olsun diye yasadışı yollardan iPhone edinen bilinçsiz tüketici sınıfına girmiyor herhalde. Ama dolmuşta iPhone kullanacak biri olabileceğini hiç düşünmeyen ya da düşünmek istemeyen birinin ilgisini çekti bu görüntü. Bana bu görüntüyü gösterdiği için kullanıcıya da teşekkür ederim. (01.07.2008)"
Cumartesi, Temmuz 19, 2008
Nerede kalmıştık?
Bugün aldığım "Sanal kamuoyu" imzalı yorum üzerine bu ay bitmeden yazmaya kararlı olduğum bu özetin yazım tarihini netleştirmiş oldum.
Bir ayı aşkın bir süre önce yazmış olduğum son yazımda, bölümümün bir bilgisayar laboratuvarında lisans diplomamla aramda kalan son ciddi engeli aşmam çabasından (benim çabamdan ziyade Muhlis'in çabasının söz konusu olduğunu isim belirtmeden de olsa söylemiştim gecen sefer de) bahsetmiştim. Oradan bu yana olan şeyleri özetleyerek bu yazın ilk girdisini düşelim internet güncemize.
Öncelikle belirtmem gereken şey herhalde okulumun bitmiş olduğu bilgisidir. ODTÜ Kimya Mühendisliği lisans programındaki 4 yıllık çalışmamı/istirahatimi 29 Haziran 2008 tarihi ile noktalamış bulunmaktayım. Artık -yetkin mühendislik yasası eğer unvanımı elimden almazsa- bir mühendisim. Ya da uzun haliyle kimya mühendisiyim ama şu andaki kısıtlı bilgimle, mühendislik eyleminde branşın çok önemli olmadığını düşünüyorum. Aslında sevgili okur bunu biliyordur ama nedense tekrarlamak geldi içimden.
Mezuniyet durumumu son ana kadar netleştiremediğim için karar verme eylemini sürekli ertelediğim yüksek lisansa devam etme durumum diplomayı almamla (aslında, almamın kesinleşmesiyle) karara bağlanmış oldu. Bölümümle olan anlaşmamı 1i opsiyonlu olmak üzere 3 yıl (2+1) uzatacak yeni sözleşmeye imza atmak için okulumuzun fen bilimleri enstitüsüne başvurdum. Bölüm yönetiminin verdiği kesin kararın açıklanacağı 23 Temmuz tarihini büyük bir heyecanla bekliyorum.
Bu bekleyişte, üniversite hayatim boyunca, yaz okulları haricinde yazlarımı geçirdiğim Adana'dan farklı olarak Ankara'da bulunuyorum bu sefer. Biraz tatil, biraz iş güç yuvarlanıp gidiyorum İç Anadolu bozkırında. Devlet hiyerarşimizin zirvesi olan bu çirkin şehirde dinlenerek geçirdiğim üç haftada, çoğu güzel olarak değerlendirilebilecek şeyler yaptım:
Bir ayı aşkın bir süre önce yazmış olduğum son yazımda, bölümümün bir bilgisayar laboratuvarında lisans diplomamla aramda kalan son ciddi engeli aşmam çabasından (benim çabamdan ziyade Muhlis'in çabasının söz konusu olduğunu isim belirtmeden de olsa söylemiştim gecen sefer de) bahsetmiştim. Oradan bu yana olan şeyleri özetleyerek bu yazın ilk girdisini düşelim internet güncemize.
Öncelikle belirtmem gereken şey herhalde okulumun bitmiş olduğu bilgisidir. ODTÜ Kimya Mühendisliği lisans programındaki 4 yıllık çalışmamı/istirahatimi 29 Haziran 2008 tarihi ile noktalamış bulunmaktayım. Artık -yetkin mühendislik yasası eğer unvanımı elimden almazsa- bir mühendisim. Ya da uzun haliyle kimya mühendisiyim ama şu andaki kısıtlı bilgimle, mühendislik eyleminde branşın çok önemli olmadığını düşünüyorum. Aslında sevgili okur bunu biliyordur ama nedense tekrarlamak geldi içimden.
Mezuniyet durumumu son ana kadar netleştiremediğim için karar verme eylemini sürekli ertelediğim yüksek lisansa devam etme durumum diplomayı almamla (aslında, almamın kesinleşmesiyle) karara bağlanmış oldu. Bölümümle olan anlaşmamı 1i opsiyonlu olmak üzere 3 yıl (2+1) uzatacak yeni sözleşmeye imza atmak için okulumuzun fen bilimleri enstitüsüne başvurdum. Bölüm yönetiminin verdiği kesin kararın açıklanacağı 23 Temmuz tarihini büyük bir heyecanla bekliyorum.
Bu bekleyişte, üniversite hayatim boyunca, yaz okulları haricinde yazlarımı geçirdiğim Adana'dan farklı olarak Ankara'da bulunuyorum bu sefer. Biraz tatil, biraz iş güç yuvarlanıp gidiyorum İç Anadolu bozkırında. Devlet hiyerarşimizin zirvesi olan bu çirkin şehirde dinlenerek geçirdiğim üç haftada, çoğu güzel olarak değerlendirilebilecek şeyler yaptım:
- Çokça yattım, uyudum, dinlendim.
- Azca olsa da ders çalıştım. Tabi buradaki azcaya aldanmamak lazım. Çünkü sene içlerindeki çalışmalarımla mukayese edildiğinde göz yaşartıcı bulunabilirdi performansım.
- Tam olarak bolca olmasa da görece düzenli kitap okudum. Artık, saçma sapan kabarmaya baslayan listemi eritme konusunda önemli adımlar attım sayılabilir.
- Yeterince dizi izledim. Buradaki yeterince House M.D.nin nihayet bittiği anlamına gelmektedir. Hatta biraz daha ileri gidersek, -tekrar nihayet kullanarak- One Piece'e en sonunda başladığımı bile soylenebilir. Ama bu konuda konuşmak için en azından ilk 100 bölümün bitmesini bekliyorum.
- Az çok müzik dinledim. Eski sabit diskimdeki bazı albümlere kavuştuğum için mutluyum. Kim bir daha CocoRosie diskografisi düzenleyecek veya The Decemberists çekecek diye kara kara düşünüyordum.
- Hiç film izlemedim. "Kara Şövalye"nin gösterime gireceği gelecek cumayı bekliyorum.
Peki ben bunları yaparken neler oldu?
- EURO2008 Avrupa Futbol Şampiyonası'nı İspanya kazandı. Turkiye'nin yarı final oynadığı organizasyonda grup maçlarındaki muhteşem oyununa rağmen Hollanda yine kupaya uzanamadı.
- Ergenekon kapsamında bir gözaltı dalgası daha gerçekleşti. Tüm ülke genelinde yoğun olarak "bizi de her an iceri alabilirler" esprisi yapıldı.
- Merkez Bankası genel merkezinin İstanbul'a taşınmasını düzenleyen yasa tasarısı meclise geldi. Bu yazı için kontrol ettim, ilgili komisyonda bekliyormuş.
- Ankara'da çok başarılı bir İFL buluşması düzenlendi. Buradaki "başarılı" organizasyon kalitesinden öte, katılımcıların memnuniyetini ifade ediyor.
- Ankara Büyükşehir Belediyesi (Başkanı), artık bir mezunu olduğum ODTÜ'nün Ankara yerleşkesini yakmak istediğini açıkladı. ODTÜ Rektörü de "yıkabiliyorsa gelsin yıksın" şeklinde cevap verdi.
- Pushing Daisies 12, Man Men 16 dalda Emmy adayı oldu. Övdüğüm dizlerin bu önemli ödüle pek çok dalda bu önemli ödüle aday gösterilmeleri beni mutlu ederken, Avatar'ın hiç bir dalda aday gösterilmemiş olması beni biraz kızdırdı.
- Last.fm bir süredir beta adı altında denediği yeni tasarımıyla yayınlanmaya başladı. Daha ısınabilen görmedim.
- Avatar'ın final bölümleri yayınlanmaya başladı. Hatta söyle belirtmek gerekirse, bu yazıyı tamamladıktan sonra yatacağım uykudan uyanabilirsem, sabah 2 saatlik son bölümü izleyeceğim.
Bu gelişmeleri, gündemi takip ettiğimi belli etmek için sıraladığımı ve sırf ilgi alanımın genişliğini göstermek için farklı konulardan seçtiğimi çok iyi bilen sevgili okuyucuya yazının burasına kadar sabırla gelebildiği için teşekkür ederim. "Bundan sonra daha sık yazmaya çalışacağım" şeklindeki "uzun aradan sora yazılan yazı son paragrafı cümlesini" de metine ekledikten sonra "okuyucuya selam, downloada devam" mottosu ile bu yazıya noktayı koyup 100 GBlik psikolojik download sınırımı nihayet bu ay geçmek için, çalışmalarıma son surat devam etmeyi bir borç bilirim.
Sağlık ve esenlikle kalınız efendim.
Sağlık ve esenlikle kalınız efendim.
Çarşamba, Haziran 11, 2008
yıllar sonra tekrar, bilgisayar labında sabahlarken
Geçen dönemin sonlarına doğru yazdığım bir yazıda, bir dersten ötürü gecenin ilerleyen saatlerinde güzide bölümüzün dersliklerinden birinde olduğumuzu ve içinde bulunmuş olduğumuz durumu paylaşmıştım. Aradan neredeyse altı ay geçtikten sonra bir başka gecede ve daha da ilerlemiş bir saatte yine aynı güzide bölümümüzün bilgisayar labaratuvarlarından birindeyim. Mezuniyetimle aramdaki en önemli engel olarak gördüğüm reaksiyon mühendisliği dersinden geçebilmem için benim gösterdiğimden daha fazla çaba sarfeden, içten bir arkadaşımın yayında geceyi, bu çaba doğrultusunda sabaha yani (son) finale bağlama yolundayız. Bu sefer gülmesem de, umutluyum. Uğurlar olsun.
Çarşamba, Haziran 04, 2008
hakia.com: Yeni Nesil Arama Motorunda Türk İzi
11 Haziran 2006 tarihinde başlığını atıp, taslak olarak kaydettiğim bu yazıyı yazmak için az önce güzel bir motivasyon buldum: h ClubHakia, yayınlandığını duyduğum günden beri, yani yaklaşık iki yıldır takip ettiğim bir internet arama motoru. Google tarafından ele geçirilmiş "internet, arama" pazarına yeni bir soluk getirmek için yola çıkmış, Amerika merkezli bir internet sitesi. Bu getirmeyi planladıkları yeni soluk "semantik" (anlamsal) arama üzerine kurulu. Arama konusunda, anlamsal kelimesiyle kastedilen, hali hazırda Google'da olduğu gibi sadece anahtar kelimelerin girilerek arama yapılmasından öte, anlamlı cümlelerle, sorular sorarak arama yapılması. Hakia'nin da aynen Google gibi bir Labs departmanı var ve burada bu fikir doğrultusunda teknolojiler geliştiriyorlar.
Benim bu şirketten haberimin olması ise temel olarak başlıkta bahsettiğim Türk izine dayanıyor. Şirketin sahibi Rıza Can Berkan olarak görünürken, yatırımcıları başında Turkcell'in de fikir babalarından ve ilk yatırımcılarından biri olan Murat Vargı geliyor. Bunların dışında şirketin yönetim ve mühendislik kadrolarında da çok sayıda Türk bulunmakta. Hakia da bu izi reddetmiyor zaten. Yaklaşık bir buçuk yıl boyunca "yakında Türkçe sayfamız yayında olacaktır" benzeri bir cümle ile anasayfalarından duyurdukları Türkçe sayfa, hafızam beni yanıltmıyorsa bu sene başında yayına girdi.
Beni bu yazım için beni motive eden h Club'i da ilk kez bu tarihlerde gördüm. Ben hemen üye oldum diye hatırlıyorum ama üye olduğum tam tarih 17 Nisan 2008 olarak görünüyor. Ya ben tarihi yanlış hatırlıyorum ya da hemen üye olmadım. Bu iki durumdan hangisi doğru bilemiyorum ama üyelik formunu doldurduktan sonra sayfayı çok derinlemesine incelemediğimi biliyorum. Bugün yaklaşık iki yıldır sayfamın altında bulunan "'hakia arama kutusunun' yeni sürümü çıkmış mıdır acaba" diyerek hakia sayfasını kurcalarken bu sayfayı da daha derinlemesine inceleme fırsatı buldum. h Clup sizin hakia hizmetlerinden yararlanmanızı sağlayan bir ara yüz gibi düşünülebilir kanısındayım. Yeni gelen hizmetlerin duyurulduğu, arama motoruna kayıtların yapıldığı bir yer. Ayni zamanda profil oluşturarak başka kullanıcılarla bazı bilgileri paylaşabiliyorsunuz. Bu açıdan bir sosyal ağın temeli olarak da görülebilir. Hakia'nin haber sitelerindeki yorum gibi yaptığınız aramaları paylaştığınız kullanıcılarla iletişime geçmenizi sağlayan bir sistemi olduğu da göz önünde bulundurulursa bunun da h Club üzerinden bir entegrasyon, yakında söz konusu olabilir (ki belki de olmuştur) ve bu da ağ konusunda bir adim olarak değerlendirilebilir. Bu hizmette beni bu yazıyı yazmaya iten şey ise kaliteli olacağına güvenimiz olana arama hizmetinden sonra yan hizmetlerini de bir çatı altında güzelce toplamasının hakia'nin geleceği açışından çok önemli olduğuna dair kanaatim.Sonuç olarak arama hizmeti ile Google'ın en ciddi rakip adayı ile karşı karşıya olduğumuz kanısındayım. Yatırımcılar da ayni kanıda olmalı ki 2008'in Ocak ayında yapılan arttırım ile hakia'nın bütçesi 21 milyon dolara ulaşmış. Yan hizmetlerde de Google kalitesi yakalanır mi bilemiyorum ama h Club güzel bir başlangıç olarak değerlendirilebilir. Tabi sonuçta Google'ın büyüklüğü ve kalitesi (ve buraya kadar dahi 6 kez ismini andığım) göz önünde bulundurulduğunda onun yerini alması, hatta bir rakip olarak karşısına çıkması bile yakin zamanda kolay kolay tanımlanabilecek bir şey gibi görünmemekle birlikte seçeneklerin çoğalması kalitenin ve gelişme hızının artmasını getireceği için heyecanla takip edilmesi gerek bir şirket bence hakia.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)