arama

Pazartesi, Nisan 02, 2007

Orhan

Çıktığı günden beri Penguen'i okurum. Arada görmediğim ancak bir iki sayısı olmuştur. Bunca zamandır en çok beğendiğin karikatür hangisi sorusuna Selçuk Erdem'in "Eyvah dana travma geçirdi!" cümlesini içeren karikatürü diye cevap verirdim. Ama yukarıda gördüğünüz ve Penguen Dergisi'nin 29 Mart 2007, Perşembe günü tarihli 236. sayısının arka kapağının sol alt köşesinden taratılmış olan karikatür artık en beğendiğim karikatür olmuş olabilir. Olmaya da bilir tabi ama ben yine de paylaşmak istedim. Çünkü unvanı olsun ya da olmasın ben bu karikatüre çok güldüm.

not: Anımsamayanlar için şiir o müthiş dizeleri de hatırlayalım:
Eskiler alıyorum
Alıp yıldız yapıyorum
Musiki ruhun gıdasıdır
Musikiye bayılıyorum

Şiir yazıyorum
Şiir yazıp eskiler alıyorum
Eskiler verip Musikiler alıyorum

Bir de rakı şişesinde balık olsam
...
Orhan Veli KANIK

Cuma, Mart 30, 2007

bir ay daha biterken

Yaklaşan ay sonu (1 gün kaldı!) bu ayı da boşa geçirmişim izlenimi yaşamama sebep verirken, ben de bu ay yaptığım işleri sıralayarak aslında ayın hiç de fena geçmediğini kendime kanıtlamaya çalışacağım. Umarım bu yaptığım eylemi sadece bu ay için yapmak zorunda kalırım. İşte liste:
  1. Bol bol müzik dinledim. Özellikle bu ay gripin'in Gripin ve Derya Türkan'ın Minstrel's Era albümlerini bol bol dinledim. Bir de tabi ki İbrahim Tatlıses'in Ağrı Dağın Eteğinde (Cano Cano) Techno Remix adlı şarkısı dilimden düşmedi.
  2. Sinemaya gittim: 300. Hiçbir şey kazanmadım ama ilginç bir şekilde hiçbir şey kaybettiğime de inanmıyorum.
  3. Kendime verdiğim pek çok sözü çatır çatır yedim, bir kez Gevende ve bir kez de Pinhani konseri ektim.
  4. Bol bol ödevdir, projedir, laboratuvardır çalışması içinde katkısız olarak bulundum, hayaletliğimle grup arkadaşlarımın ilgilerini cezbettim.
  5. Odamı topladım ve çalışma ortamımı düzenledim.
  6. Spora başlamak için somut adım atma girişimlerime bir kaç tane daha yeni deneme ekledim.
  7. Toplam 15-20 sayfa kitap okudum ve ay boyunca bulduğum her fırsatta bu başarımdan ötürü kendimi kutladım.
  8. Uyku düzenimi artık eski (tabi ki güzel) düzenine sokmak gerektiğinin farkına vardım.
  9. Ayın bitimine doğru başlayan sınav dönemimde çalışmaya çalıştım ve hatta bunun da ötesinde eser miktarda çalıştım. Mesela bu yazıyı da yazarken yarınki fizikokimya sınavıma çalışır gibi yapmaktayım ama bu yazının öncesinde ve sonrasında yapılanlarla bu çalışma eser miktara hattabelki de daha üst bir miktara tamamlanacak.
İşte bir ayın daha sonuna böyle geldik. 1,5 ve 9. maddeler ayın (hatta 5. ve 9. belki de yılın) güzel gelişmeleri olarak tarihte yerlerini aldılar. Diğer maddeler de daha da kötüye gitmekte kararıymış gibi görünen hayat eğrimin itici güçleri olmaya devam ettiler, kronik rahatsızlıklarım benim:) Bu son tanım çok iddialı oldu galiba, hiçbir şey olmadıkları halde kendilerini her şey sanan canlılara mı benziyorum yoksa. Aman Allahım!
Gelecek ay daha iyi olsun. Benim için olmasa da sizin için olsun. İşte başıma kötülük gelecek bile olsa sizin için bu kadar güzel şeyler dileyecek kadar iyi de bir insanım.

dipnot: Az önce TGRT Haber kanalında Emin Çölaşan ve Melih Gökçek'in tartışmasını izledim. Bu ay izlediğimi belirttiğim diğer görsel gibi bundan da birşey kazandığıma ya da kaybettiğime inanmıyorum.

Perşembe, Mart 08, 2007

hebele

Ve sonunda beklenen başlığı attım. İçi olabildiğine boş ve olabildiğine kısa bir yazı yazmak için gereken en önemli şartı sağladım. Zaten ne yazayım ki? YouTube'e erişimimiz de engellendi. Bir müddet sitedeki videoları göremeyeceksiniz. Sahi ben kime sesleniyordum? Kim? Duyamadım. Çünkü söylemediniz. Çünkü yoksunuz. Acaba ben var mıyım? Aslında bütün bunlar bir yana ben neden bunları yazmak için bu kadar bekledim. Ya da daha iyi bir soru olsun diyorsanız; neden şimdi yazıyorum? Bu soruların cevabını düşünerek uyuyayım en iyisi. Zaten yarın lab. var. Sahi o da bana en az aşağıdaki resim kadar flu görünüyor.

Salı, Şubat 27, 2007

Beyaz

Günlerim ya karanlık ya da puslu geçiyor. Önümü göremiyorum. Görüşümü kapatan pek çok unsur var ve bunların pek çoğunun ne olduğunu söyleyemiyorum.

İfade edemeyeceğim şeyler var. "Şeyler" ifadesi bile önceki cümlenin ispatı zaten. Ama ben bu şeyleri hissediyorum. Bu da ilk üç cümlenin dayanağı. Dayanaklığının ötesinde benim için gerçek bu!* Yıllardır, Doğu diye diye pek çok insanın başını ağrıtmış ve hep hissetmenin öneminden bahsetmiş biri olarak, bu hissetme olayına çok değer veriyorum. Onlarla yaşıyorum ve çoğu zaman onları takip ediyorum. **Hislerimin peşinden sonunu göremesem de yürüyorum. Umarım bunlar hep birlikte beni istemediğim sona götürmez. Ama yine de bu hissettiğim şeylerin her daim ifade edilemeyen şeyler olarak kalmayacağına dair bir inanç var içimde***. Bir gün, Allah nasip ederse, ben bunları ifade edebileceğim. O gün, berrak bir gün olacak.


*evet bazı şeyler yalanlara dayanıyor.
**kendime itiraf, ile başlıyor.
***inançlar "insanların" yaşayabilmesi için önemli ve gereklidir kanımca.

Cuma, Şubat 02, 2007

Güzel

Mecnunum Leylamı gördüm
Bir kerece baktı geçti
Ne sordum nede söyledi
Kaşlarını yıktı geçti
Aşık Veysel Şatıroğlu

Midem deli gibi yanıyor. Saat ileriliyor. Yarın (bugün) erken kalkmam gerekiyor. Uyuyup uyuyamayacağımı biel tam olarak bilmiyorum ama mutluyum. Çalışıyorum. Durmuyorum. Huzurluyum bile denilebilir. Bu kadar zamandan sonra. Her şey çok güzel olacak demek bile geliyor içimden. Acaba olabilecek mi gerçekten. Yandan Johnny Cash "Hurt" diye bağırıyor. Ama neredeyse bu güzelliğin bile farkına varamayacak kadar mutluyum galiba. Acaba yatınca en güzel rüya mı bekleyecek beni yoksa en kötü kabus mu? Aslında bu soruyu uykum için değil de uykumdan uyandıktan sonra, şu anda yaşadıklarımın uzantısı olacak günlük yaşantım için sormalıyım. Ama rüya da olabilir, kabus da. Zerre umurumda değil çünkü uzun bir aradan sonra mutluyum, huzurluyum. Millet, mutluluğumu paylaşsanıza; kutlasanıza, kutsasanıza beni.

Bu ilk "Sevinç" etiketli yazımdı. Umarım son olmaz.