arama

Perşembe, Mart 31, 2022

Çok gecikmiş olsa da yine yeni yılı karşılamak için geçen yıldan 3 kitap hakkında bir yazı

Geçen senenin ilk yazısında, bir önceki sene okuduğum kitaplar arasından seçtiğim üç tanesinden bahsetmiştim. Blogu pek etkin kullandığımı söyleyemeyeceğim 2021’in diğer yazısında da kitaplardan bahsettiğim için “acaba kişisel blogum bir tür kişisel edebiyat ortamına mı daralıyor” diye kaygılanmamı bir kenara bırakacak olursak, geçen seneki bu ilk yazımdan epeyce keyfetmiştim ve bunun için bu sene de açılışı aynı temayla yapmak fikrindeyim.


Yine geçen seneki yazıda da değindiğim üzere bu kitapları, biten seneyi bir şekilde özetlemek ya da hatırlatmak amacıyla seçiyorum. Yoksa bu üç kitap sene boyunca okuduklarım arasından seçilen edebi açıdan en başarılı bulduklarım, en çok etkilendiklerim, en beğendiklerim, vb. bir “en”ler listesi değil.

Bu açıklamayı tekrarladıktan sonra ve kitapları sıralamaya başlamadan önce kısa bir özet yapacak olursam seçim yapmanın görece zor olduğu bir sene olduğunu söyleyebilirim. 2021 hem Veba Geceleri ile Orhan Pamuk’un hem de Doğum Lekesi Gibi Bir Gülümseme ile Barış Bıçakçı’nın yeni kitaplarının yayımlandığı, olağan şüphelileri çok kuvvetli bir seneydi. İkincisini daha çok olmakla birlikte iki kitabı da beğenmeme rağmen geçen seneye dönüp baktığımda aklıma daha önce geleceğini düşündüğüm başka kitaplar var. Bu kitaplar, sene içinde ilgilenme sırama göre şöyle:

The Books of Earthsea: The Complete Illustrated Edition

The Books of Earthsea, Ursula K. Le Guin (çiz. Charles Vess)
Saga Press (New York), Ekim 2018

2021 benim için öncekilerden daha belirgin bir şekilde tekrar okumaların senesi oldu. Yeni Hayvan Çiftliği çevirileriyle başlayan senede, Nahid Sırrı Örik'in Kıskanmak'ını on yılı aşkın, Frank Herbert'ın Dune'unu yirmi yılı aşkın süre sonra tekrar okudum. Geçen sene yazdığım diğer blog yazısında da değindiğim üzere, hem kendimle hem de yazarıyla ilgili denk gelişler sonucu bu yılın ortasında İlahi Komedya ile de çokça zaman geçirdim. Onun çevresinde İlyada, Odysseia, Aeneis, Yitirilen Cennet gibi aynı doğrultuda saydığım başka büyük lirik eserlere de çokça dadandım diyebilirim herhalde. Bunlardan biri (özellikle yıl boyunca adını bazı talihsiz olaylar dolayısıyla da çokça andığım İlahi Komedya'nın Ayçin Kantoğlu çevirisi) de bu seçkide yer alabilirdi. Ama geçtiğimiz sene, bana daha önceden okuduğum metinlere tekrar dönme sebebi ve imkanı veren daha müstesna bir eser var, o da Ursula K. Le Guin’in en önemli eserlerinin başında gelen Yerdeniz serisinin toplu ve resimli baskısı.

En özel kişiden gelen bir hediye olarak zaten hayatıma çok avantajlı bir giriş yapan bu eser aynı zamanda içeriği ve sunumuyla bir nesne olarak da çok ilgi çekici ve etkileyici. Bu büyük boyutlu, sert kapaklı, şömizli, resimli, yaklaşık bin sayfalık ciltte, Ursula K. Le Guin’in Yerdeniz evreninde geçen beş roman ve bir öykü kitabı biraraya getirilmiş. Bu altı kitaplık seri, sonuna eklenmiş A Description of Earthsea adlı açıklama bölümü, The Word of Unbinding, The Rule of Names, The Daughter of Odren, Firelight adlı dört öykü, Earthsea Revisioned adlı değerlendirme metni ve kitaplara eşlik eden resimler ile zenginleştiriliyor. Adı geçen öykülerin ilk ikisi, serinin başlatıcısı olan Yerdeniz Büyücüsü’nden önce kaleme alınmış ve Yerdeniz evreninin sınırlarını çizmeye başlamış. Yazarın kaleme aldığı giriş yazısında, başta yer alan Yerdeniz haritasının da yine bu dünyayı oluştururken kendisi tarafından çizilen haritanın bir kopyası olduğu belirtilmiş. 

Metne eşlik eden çizimler de Charles Vess tarafından resmedilmiş. Çizerin notunda bu resimlerin, yazar hayattayken onunla iletişim halinde ve yönlendirmesiyle yapıldığını söylüyor.

Yerdeniz serisi ilgili aslında söylenecek çok bir şey yok. Hala büyüme konusunda okuduğum metinler arasında beni en çok etkileyeni. Özellikle çocukluktan çıkışı (coming to age) anlatan üçlemenin benim için yeri çok ayrıdır. İlk okuyuşum serinin -yıllar sonra gelen- dördüncü kitabı olan Tehanu’dan sonra tıkanmıştı. Bunu takiben verdiğim uzun bir aradan sonra Yerdeniz Öyküleri ve Öteki Rüzgar ile tamamlamıştım destanı. Şimdi aradan geçen zamandan sonra ilk kitapların hissi benim için hala benzer kalırken, o zaman benim için serinin en zayıf parçası olan Tehanu da -herhalde geçen zamanla birlikte- bana daha çok şey ifade eden bir hal aldı. Şu haliyle rastgele bir sayfasını açıp okumaya başladığımda kapılıp gittiğim, çok keşfettiğim, kusursuza en yakın bir eser benim için.

Listede adını andığım bu ilk kitabı özel yapan şeylerden biri de nereden geldiği. Kimden geldiği ile özelleştiğine az önce kapalı bir şekilde değindiğim kitabın kadınlar tarafından kurulup işletilen bağımsız bir kitapçıdan alınmış olaması da bu kaynağı zenginleştiriyor. Bir süredir kafamı kurcalayan ve bir noktada düşüncelerimi toplayıp üzerine daha çok söz etmek istediğim “zincir, kitapçı, yerel, bağımsız, vb.” kavramlar ile de ilgili olması açısından da özel olan bu kitap kaçınılmaz bir şekilde bu senenin listesininde kendine yer buluyor.

Karıncaların Günbatımı

Karıncaların Günbatımı, Zaven Biberyan (çev. Sirvart Malhasyan)
Aras Yayıncılık (İstanbul), Mart 2019

Geçen seneki yazıyı bitirirken bu sene için adını andığım kitaplardan biri de bu eserdi. Bir süreden beri yazarla tanışmak istiyordum ve senenin daha erken bir zamanında Yalnızlar adlı romanını okuyarak bu isteğimi gerçekleştirdim. Senenin sonuna doğru yaklaşırken de nihayet Karıncaların Günbatımı ile buluşabildim ve son zamanlarda okuduğum en etkileyici metinlerden biri ile böylece karşılaşmış oldum.

Kitap Türkçe’de ilk kez 1998 yılında Babam Aşkale'ye Gitmedi başlığıyla basılmış. Yayınevinin, o dönem Salkım Hanım’ın Taneleri kitabı ve sinema adaptasyonu sayesinde oluşmuş ortamda daha görünür olacağını öngördüğü için bu adı tercih ettiği, orijinal adının motamot çevirisi ile yapılan, düzenlenmiş yeni basımların sunumunda belirtmiş. 

II. Dünya Savaşı bitimiyle üç buçuk yıllık Nafıa askerliğinden dönen başkarakter Baret’in kendini içinde bulunduğu ortam ve burada konumlanma süreci şeklinde yüzeysel bir şekilde özetlenebilecek bir konusu olan roman, anladığım kadarıyla çokça otobiyografik öge de içeriyor.  Ölçüsüzce yüksek çıkartılan Varlık Vergisi borçlarını ödemektense çalışma kampına gitmenin -en azından dilde- sıradan bir vaka olarak yaşandığı ortamda uygulamanın arzu ettiği gayrimüslimden müslime servet transferine ek olarak, gayrimüslim topluluklarında elitin uzaklaşması ve daha az eğitimli, yoz kitlenin zenginleşmesi ortamında, savrulan bir insanın hikayesi -bana Rus klasiklerini hatırlatan ama aslında çağdaş ve yerel olan bir sesle- son derece yetkin ve etkileyici bir şekilde dile getirilmiş. Böyle bir eserin yakın zamana kadar görmezden gelinmesi bu övgü ile tezat oluşturuyor gibi gelebilir belki. Ama yazarın kendi cemaatinin de hoşuna gitmeyecek şeylerden bahsetmekten çekinmemiş olduğunu düşündüğüm için bu durum bana şaşırtıcı gelmiyor. Böyle, kimseye yaranma derdi olmadan eser veren yaratıcılara her zaman saygı duymam da esere karşı duyduğum ilgide pay sahibi olabilir. Ama her haliyle 2021 yılını düşündüğümde aklıma gelecek eserlerin başında yer alacak bu roman.

Buluşmanın 1921 doğumlu yazarın 100. yaşına denk gelmesi de güzel oldu kanımca. Bu yıldönümü çevresinde yazarın görünürlüğünün ve kendisiyle ilgili üretimin artması, buluşmayı büyük bir tesadüf olmadan çıkartıyor tabii, ama hoşluğunu ortadan kaldırmıyor. Hatta bunun ötesinde, eserin bu yılla olan ilişkisini de perçinliyor.

Bereketli Topraklar Üzerinde

Bereketli Toprak Üzerinde, Orhan Kemal
Everest Yayınları (İstanbul), Ağustos 2021

Yine geçen seneki yazıda dile getirdiği isteklerimden biri de 2021 yılında bir Orhan Kemal kitabı okumaktı. Sene bitmeden bu isteğimi yazarın 1954 tarihli romanı Bereketli Topraklar Üzerinde ile gerçekleştirdim. Yıl, aralık başında bitseydi, bu eser büyük olasılıkla burada adını anmayacağım diğer kitapların yanında kalacaktı. Fakat geçen sene okuduğum son metinlerden biri olan bu roman, okurken aldığım bir haberle birlikte, benim için -aksi mümkün olmayan bir şekilde- bu yılı düşündüğümde aklıma gelecek ilk kitap olarak yer etti.

İki Kemal’ler olarak dimağımda yer tutan Yaşar Kemal ve Orhan Kemal, doğup büyüdüğüm topraklarda yetişmiş ve buradan seslenen iki dev olarak lise çağımda “bu zamana kadar nasıl oldu da okumadım” diye kendime kızarak tanıştığım ve o günden bu güne zaman zaman tekrar dönerek benim için yeni olan eserlerini keşfettiğim yazarlar olmuştur. Bahsettiğim hemşehrilik ilişkisinden ötürü her zaman bir aşinalık hissettiğim bu iki yazardan Orhan olanına çeşitli sebeplerden ötürü ayrı bir yakınlık daha geliştirdim geçen zamanda. Şimdi bu yakınlığı mümkün kılan bağlantıda bir kesinti oluştu. Benim bu kitapta anlatılan zamanla, insanlarla birinci elden kurduğumu düşündüğüm bağ koptu. Yazarın satırlarını elle tutunabilecek derecede gerçek kılan yakınlığın solduğu o anda elimde bu kitabın olması da senenin son tesadüfü oldu ve sadece 2021 denildiğinde değil, Orhan Kemal denildiğinde de aklıma gelecek ilk eseri, -edebi bağlamından tamamen kopuk bir halde ve- kolayca değişmez bir şekilde, belirledi.

          

2020 yazısını bitirken söylediklerime büyük ölçüde sadık kalmış görünen bir metin var yukarıda. Büyücü fotoğrafından Karıncaların Günbatımı’na, Le Guin’den Orhan Kemal’e sene için beklentilerime uygun bir görüntü var yukarıda. Yazıda Orhan Pamuk’un adını andım zaten; ama yine geçen seneden gelen ve adları anılmayan Yaşar Kemal ve Haruki Murakami de vardı 2021’de. Sanırım biraz da bu açıdan, yaşanan seneye yol gösterici olduğu için, bu değerlendirme fikrini tekrar uygulayacak kadar beğendim. Fakat geçen seneye sığdırmak istediğim Sus Barbatus! 2 yoktu maalesef orada. Veya 2666. Veya Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım. Bu isimleri 2022’ye taşıyorum burada. Onlara yine bir takım hacimli eserler eşlik edecek. David Grossman’dan Ülkenin SonunaJaume Cabré’den İtiraf Ediyorum ve Mario Vargas Llosa’dan Dünya Sonu Savaşı bu sene en azından birkaçını okumak istediğim romanlar olarak beliriyor. Bunlara ek olarak klasik okumaları da yapmak istiyorum. Ne zamandır rafta olan Moby Dick ve Büşra ile bu sene birlikte okuruz diye konuştuğumuz Savaş ve Barış ufukta görünenler. Ve yine geçen sene bahsettiğim ama gerçekleştiremediğim “uzun, uzak bir yolculuğa çıkma olanağım olursa yanıma bir cilt Seyahatname almak niyetim” de devam ediyor. Bakalım bu sefer nasıl bir yıl olacak. Belki gelecek senenin ilk yazısında da yine bu değerlendirmeyi yaparım.kedi