arama

Çarşamba, Ocak 13, 2021

Yeni yılı karşılamak için geçen yıldan 3 kitap hakkında bir yazı

2020 -sayıca az da olsa, etkisi derin- bazı yönleriyle güzel bir yıl oldu benim için. Okuduğum ve dinlediğim kitaplar göz önünde bulundurulduğunda, edebiyat da bu yönlerden biriydi. 2020'nin tüm güzelliğini bir kitap üzerinden anlatmaya kalksam aşağıdaki fotoğraf rakipleri arasından kolayca sıyrılır düşüncesindeyim. Ama şimdi olduğum bu yere biraz daha mesafeli bakarak, geçen sene komşuluğunda belirmiş üç eserle, biten yılı uğurlamak istiyorum. 


Bahsedeceğim kitapların üçünü de aklıma 2019 yılında düşürdüm ve -üzerinden benim standartlarıma göre çok zaman geçmeden,- 2020 yılında okuma fırsatı buldum. Her ne kadar durduğum yerle bir mesafeden bahsetmiş olsam da bu üç kitap da yukarıdaki fotoğraf kadar doğrudan olmayan, farklı şekillerde biten senenin diğer güzellikleriyle de ilintili tabii. Bunları söyledikten sonra şimdi kitaplara geçebiliriz.

Kayıp Çocuk Arşivi

Kayıp Çocuk Arşivi, Valeria Luiselli
Siren Yayınları (İstanbul), Eylül 2019

Bahsetmek istediklerim arasında, hem yayım yılı, hem de yazarının yaşı açılarından en genci Kayıp Çocuk Arşivi. Ama bu bir kenera 2020 yılında okuduklarım arasında en özel yere sahip olanlarının başında geliyor eser. Yılın hemen başlarında kitaplığıma giren bu romanı yıl bitmeden elime alışımdaki bir büyük etken baştaki fotoğrafa sinmiş olan mutlulukla ilişkili olduğu için de bu yeri perçinli. Sene içinde çeşitli ortamlarda fırsat yaratıp kitabı farklı açılardan övdüğüm için burada mümkün olduğunca öz bir şekilde eserin bende bıraktığı en belirgin etki olan, çağdaş bir klasikle karşılaşma hissinden bahsetmeye çalışacağım. Anlatmak istediğini, roman türünün kullandığı tüm araçlarını yetkinliğin sınırında değerlendirip, pek çok yerde bu sınırı da aşarak sunan bir eserdi bana göre. Belki bundan da daha önemlisi eserin anlatımının farklılığı ve yeniliği, deneysellik hissi vermeyecek kadar tamamlanmış geldi bana. Başka bir yerde yazdığım cümleyi tekrarlayarak “konusu, anlatımı, tekniği ya da bu kitaba yarışacak şekilde özetlemek gerekirse sesiyle edebiyat tarihinde kendine ait, belirgin bir yeri” olacağı düşüncemi yineleyeceğim. Her ne kadar bende yarattığı heyecana ve etkiye yaraşır şekilde anlatamıyor olsam da, tüm bu özellikleriyle Kayıp Çocuk Arşivi “yaşadığım çağda roman türünün seyrinde yer tutacak etkide, gelecekte klasik olarak anılacak kitaplar üretiliyor mu” sorusuna cevap olmaya çok yakın duruyor benim için. 

Bu eserle birlikte yıldan bahsederken değinmek istediğim bir başka konuysa, 2020’nin benim sesli kitaplarla kaynaşmamın da senesi olması. Başta değindiğim üzere bu sene pek çok kitap dinledim. Bu benim daha önceleri deneyip bir türlü istediğim verimi ve keyfi alamadığım bir şeydi ama bu sene herhalde doğru kitapların da yardımıyla bir ritim tutturabildim. Kitap dinlemek benim için başlı başına ilginç bir deneyimken, yine bu sene bazı kitapları aynı anda hem dinleyip, hem de okuyarak tamamlamak gibi daha ilginç durumlarda da buldum kendimi. Bu farklı tecrübelerin en özeli de ses konusunda bu kadar meselesi olan kitabı anadilinde dinleyip, çevirisinden okumak oldu. İyi ki de olmuş.

Sus Barbatus!

Sus Barbatus!, Faruk Duman
Hep Kitap (İstanbul) ,Kasım 2018

Destan roman sözünün ifade ettiği türün mazide kaldığını tahmin ediyordum. Buna bağlı olarak şu yıllarda türün, yeni, genç ve -buna rağmen- taklit gibi yapay hissettirmeyen, özgün bir örneği ile karşılaşacağımı tahmin edemezdim. O yüzden senenin en şaşırtıcı karşılaşmalarından biriydi benim içim. 

Faruk Duman’ın, doğduğu coğrafyada, 1980 Eylülüne giden son üç mevsimi, her biri bir cilt olacak şekilde anlatacağı Sus Barbatus! dizisinin bu ilk kitabı, kışın kalbinde kara, buza teslim olmuş bir köy ve çevresinde, birbirinden bağımsız gerçekleşen eylemlerin, olayların ördüğü bir hikayeyi olanca sürükleyiciliğiyle aktarıyor. Okurken insanın aklına Yaşar Kemal’in gelmemesinin mümkün olmadığını düşündüğüm romanın kahramanları olarak insanların yanında hayvanlarıyla ve tekmil doğasıyla yabanı da görüyoruz. Romanın dili de bu karakter çeşitliliğini ve destansı tonu yaşatacak şekilde karakteristik ve sözel ifadeye yakın. Bu kitabın da bir kısmını dinlediğim için ve çok küçük bir kısmını yüksek sesle okuduğum için eserin kulağa da hitap ettiğini rahatça söyleyebilirim.

2020 yılında okuma fırsatı bulduğum ve 2018 yılında Hep Kitap’dan çıkan bu ilk ciltle başlayan serinin, 2. kitabı da geçtiğimiz yıl bitmeden YKY'den yayımlandı.

Babil'den Sonra Yaşayacağız

Babil'den Sonra Yaşayacağız, Ara Güler
Aras Yayıncılık (İstanbul) ,Ağustos 2018

Ara Güler’in Babil’den Sonra Yaşayacağız isimli öykü derlemesinin 2018 tarihli bu baskısını, 2019 yılında -ilk kez düzenlenirken şans eseri ziyaret etme fırsatı bulduğum- Kıraathane Kitap Şenliği'nde yayınevinin standında görevliyle konuşurken görüp, almıştım. O zamana kadar sadece fotoğrafçılığıyla tanıdığım yazarın anadilinde yazdığı bu öyküler Türkçe’ye ilk olarak 1996 yılında çevrilmiş ve aynı yayınevinden basılmış

1954 yılında başlayıp 1959 yılında sonlanan bu öykücülük serüveni fotoğrafın hayatında büyümesiyle sonlanmış anladığım kadarıyla. İçinde bolca denizin, denizcilerin ve kadersizlerin olduğu öykülerinde de baştan itibaren yoğun bir görsellik arayışı da var. Yazar bu ortaklığı şöyle dile getiriyor sunuşta:

Bu eski öykülerindeki duygularım, ne olmuşsa olmuş, görsel bir anlatıma dönüşmüş. Daha o zamandan görsel bir dünyanın içine düşmüşüm demek. Bana öyle geliyor ki, yazıyla görselliğin ortak bir anlatımı var. Öyle olduğu kuşkusuz, yoksa sinema sanatı da olmazdı. (...)

Görsel malzeme, tıpkı şiir gibi, yazı gibi, resim gibi, sahne sanatları gibi, bir yerlerden birikimini topluyor, yeni bir biçim kazanıyor ve görsel sanat oluyor. Zaten yazdığım bu öykülere dikkat edilirse, bunların bir tür fotoğraf olduğu görülür. Demek ki, o zamanlar dahi görsel dünyanın adamıymışım da haberim yokmuş. 

Elimdeki bu baskının özelliği de bahsedilen bu benzerliği ve ifade aracında yaşanan değişimi gösterecek şekilde fotoğrafçının öykülerini, öykücünün fotoğraflarıyla birlikte sunan bu derleme olmasından. Albüm vasfı da olan bu öykü kitabı, benim için senenin en ilgi çekici eserlerinden biriydi. Yazının başındaki fotoğraftan yayılan güzellikle seslenme üzerinden ilinti kurması da burada bahsettiğim diğer kitaplarla olan ilişkisini de tamamlayarak benim için özel konumunu pekiştiriyor eserin.

          

Biten senenin kitaplar üzerinden bir kısa muhasebesini yaptıktan sonra yeni başlayanında okumak istediklerimle ilgili bir şeyler de söyleyerek yazıyı bağlamak istiyorum. Geçen yıldan gelerek başlamak gerekirse 2021’de yukarıda andığım Sus Barbatus!’a ikinci cildiyle devam etmek isteğimi dile getirebilirim. Fakat seneye daha genel bakacak olursa aklımda kitaplardan çok yazarlar olduğunu söylemeliyim. Bu sene tanıdığım yazarlardan -tercihen benim için yeni- bir şeyler okumak istiyorum. Bir Yaşar Kemal, bir Orhan Kemal, bir Murakami, bir Dostoyevski, bir Le Guin ve -umarım artık bu sene çıkmasını dilediğim yeni romanıyla- bir Orhan Pamuk hemen, hızlıca sayabileceklerim. İlk sırasında -2021’in fotoğrafında yer alma ihtimali yüksek olan- Büyücü’nün yer aldığı, geçtiğimiz yıllarda başladığım kitaplar listesini büyük ölçüde eritmek de bir başka arzum. Bu listeden adını anmak istediğim bir kurgu dışı eser de var; Kötülüğün Sıradanlığı da bu sene artık tamamlamak istediklerimden. Benim için yeni olacak kitaplara da değinmeden bu sözleri bitirmemek adına, merak ettiklerim arasında başı Karıncanın Günbatımı çekiyor diyebilirim. Düşsel Müze ve Napoli Romanları da ona eşlik ediyor. Eğer cesaretimi toplayabilirsem 2666 da bu senenin hacimli okumalarından biri olabilir nihayet. Şayet uzun, uzak bir yolculuğa çıkma olanağım olursa da yanıma bir cilt Seyahatname almak niyetindeyim. Tamamını gerçekleştiremeyeceğimi biliyorum ama bakalım nasıl bir yıl olacak, merak ediyorum.kedi