arama

Müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Ekim 04, 2017

Delinin Yıldızı

(kaynak: @vegamusictr)

Bundan bir önceki yazımda Vega'nın son albümünü yayınlamasından bu yana 11 yıl geçmiş ibaresi vardı. Blogun yazım sıklığı (seyrekliği mi demeliyim acaba) sonucu ona 1 daha eklenmiş oluyor bu yazıda. Ama sayı, bir süre büyümeyecek çünkü geçtiğimiz hafta Vega'nın yeni albümü Delinin Yıldızı yayınlandı.

Grubun bir süredir albüm hazırlığında olduğunu biliyorduk. Daha etkin sosyal medya kullanımı ile şarkı seçimidir, stüdyodur, sonrasıdır derken albümün geldiği görülüyordu. Vega albümü geldiği için bir heyecan oldu ama -sanırım genel umutsuzluğun içinde- kapak önüme gelene kadar hakkettiği beklentiyi yaratamadı/göremedi bende*. 

Ama sonrasında her şey peşi sıra geldi. Albümle ilgili ilk beğendiğim şey kapak tasarımı oldu. Sonrasından gelen her şeye dair yorumlarım da son derece olumlu. Vega'nın karakteristiğini sergileyen bir albüm olmuş bence. Özellikle Hafif Müzik'ten buraya nasıl geldiklerini takip etmek zor değil bana göre. Bunun yanında yeni şeyler denemeye de devam etmişler kanısındayım. Bu açıdan bakıldığında da grubun kendini tekrar ettiği bir albüm değil Delinin Yıldızı. İlk dinleyişlerimde bu denemelerin bazıları yarım kalmış gibi fikir oluşmuştu, bazı parçalar ham bulmuştum. Ancak şu anda, makul bir dinleme süresinden sonra, herhangi bir parça ile ilgili böyle bir düşüncem yok.

Albümden aklımda kalan ilk iki parça Arzuhal ve Man-yak-lar oldu. Man-yak-lar zaten albümün genelinden tarz olarak en ayrık parça. Arzuhal ise albümün şu ana kadar en çok dinlediğim parçası. Bir bölüm olarak da ilk üç parçayı çok sık tekrarlıyorum. İsim-Şehir bir şeklide Hafif Müzik'in son parçası Ankara'yı andırıyor bana. Bu, bir başka Vega parçasını çağrıştırma durumu, hemen her parçada farklı yoğunluklarda var benim için. Dertler İri Kıyım ve Sonunu Söyleme Bana da arada kendimi mırıldanırken bulduğum parçalardan. Ve Tekrar da -yine Ankara gibi- güzel bir kapanış parçası tercihi. Albümde beğenmediğim herhangi bir parça yok sanırım şu anda. 
Bu noktada sizi şöyle alabiliriz:

 

Güzel müzik dinlemek bir konu. Bir başkası ise daha kişisel. Okurun pek iyi bilebileceği üzere özlem ile pek aram yoktur. Fakat bu kadar zaman sonra Vega'yı tekrar duymak çok iyi geldi. Bunun üzerine yakın zamanda Barış Bıçakçı da bir sürpriz yapsa ne güzel olur.kedi

*Öte yandan Blade Runner 2049 ilginç bir şekilde ciddi bir beklenti yarattı bende. Son düzlükte, albümü beğenmemin de bu beklentide küçük bir etkisi olmuş olsa da başka bir konu sanırım bu. O yüzden de burası dipnotta.

Pazartesi, Haziran 29, 2015

Spotify yazısı


Spotify'ı, Türkiye'de hizmet vermeye başladığı ilk zamanlardan beri etkin bir şekilde kullanıyorum. Çevremdeki pek çok kişi gibi, benim de müzik dinleme alışkanlıklarım üzerinde çok olumlu etkileri oldu. Buraya bakacak -sanırım- herkesin bildiği üzere Spotify, aylık belirli bir ücret karşılığında dev bir müzik arşivine sınırsız erişim sağlama fikri üzerine kurulu bir servis. Spotify'in öncü uygulayıcılarından bir olduğu bu fikir düzenli internet erişimi sayesinde müzik depolama ve dinleme alışkanlıkları temelden değişmiş kitle için çok yerinde bir yenilikti bence. Üyelik sayıları, cirolar ve trendler de bunu doğrular şekilde. Telif sorunu olmaksızın yüz binlerce kayda sürekli erişebiliyor olmak insanların öncelikli tercihi haline geliyor. Bu büyük arşiv erişimi eski ve yeni eserlerde devamlı keşif olanağı da sağlıyor.

Sistemin sağladığı bu dev faydaya rağmen rağmen benim açımdan çok sinir bozucu olabilen özellikleri de var. Bu özellikler büyük ölçüde media oynatıcısında yoğunlaşıyor. Spotify dijital müziğin yeni çağını, ilk çağlarından kalma bir beceriye sahip oynatıcı ile bize taşımaya çalışıyor. Burada benim en çok eksikliğini hissettiğim şey makul bir şu anda çalıyor listesi. Spotify'da bu işlevi yerine getirmeye çalışan bir Queue var ancak çok beceriksiz. Mesela çaldığınız parçaya arama ekranından geldiyseniz genelde sonsuza uzayan Queuelarla karşılaşıyorsunuz. Silmesi sorunlu, pek çok durumda parçaların yerleri değişemiyor, listeyi sıfırlamak gibi bir olanak yok. Bunların winamp'tan bu yana standart özellikler olduğu göz önünde bulundurulduğunda rahatsızlığım daha iyi anlaşılır sanırım. 

Ayrıca albümlerin parça bilgileri (id tagleri) ile ilgili de özellikle klasik müzik eserlerinde sorunlar olabiliyor. Uzun isimleri olan parçaların adlarını tam görebilmek için çoğu zaman kayan bir metnin istediğiniz yere gelmesini beklemek durumunda kalıyorsunuz. Yine benzer bir şekilde çok icracısı olan eserler için listenin tamamını görmek bir sabır meselesine dönebiliyor. Kaldı ki bunlar bilgiler tam olduğunda olan şeyler. Sık rastlanan durumlardan bir tanesi de eksik bilgiler. Bir kayıtta solist belirtilirken şef ve orkestra ilgili herhangi bir bilgi yer almayabiliyor. Benzer şekilde şefsiz orkestra ve orkestrasız şef bilgileri de yaygın. En azından kişisel kütüphaneler için düzenleme seçeneği olmasını beklerdim. Ama bunun ötesinde öneriler ile tag veritabanı bir tür crowdsourcing projesi haline getirilse en güzeli olurdu herhalde. Veritabanına erişimle ilgili Burak Bal'ın da sıkça dile getirdiği bir başka sorun da çeşitli parametrelere göre listeleme yapamama. Mesela bir icracının belirli bir bestecinin eserleri için yaptığı kayıtları listelemenin kolay bir yolu yok. 

Oynatma konusundaki bu sorunların bir kısmı ticari çıkar ile açıklanabilir belki. Çalma listesinin bitmemesi, daha fazla şarkı çalınması şirket için daha büyük bir ciroyu işaret ediyor en nihayetinde. Parça bilgileri ile ilgili sorunun da küçük bir kitleyi ilgilendirdiği varsayılabilir. Ama sistemin sosyal becerilerinin gelişmiş olmamasını bir türlü anlayamıyorum. Yeni nesil internet uygulamalarından biri olarak etkileşimin daha ön planda olmasını beklerdim. Erken zamanlarından bu yana yoğun bir facebook entegrasyonu (bir süre zorunlu idi), site içi mesajlaşma ve şarkı paylaşma gibi özelliklerle bunun emarelerini sunuyor ama bunun ötesine gidemiyor. Mesela yapılan paylaşımlar üzerinden etkileşime (beğeni, yorum yazma, vb.) gidilemiyor. Bunun da keşfet (discover) seçeneğinde öneriler oluşturan sistemin eğitilmesinde güçsüzlük yarattığı düşüncesindeyim. Sanırım bu ve benzeri boşluklar makul bir pazar da oluşturuyor ki öleyazmış Last.fm, Spotify ve YouTube üzerinden müzik oynatma özelliği ile bir sosyal müzik çalar olarak geri dönecek gibi.  

Ama Spotify sınırsız müzik erişimini temel olarak o kadar iyi sağlıyor ki epey geri/kötü olan bu çeşitli özelliklerine rağmen çok sağlam bir pozisyona gelebildi. Bu açıdan ben kendisini çokça WhatsApp isimli mesajlaşma uygulamasına benzetiyorum. O da tek bir işlevi (telefon üzerinden mesajla iletişim) yaygın ve başarılı bir şekilde getirmek dışında herhangi bir özelliği olmayan bir servisti. Süreç içinde muadillerinde sıradan hale gelen PC/web desteği, sesli ve görüntülü konuşma, gelişmiş multimedia desteği gibi özellikleri yakın bir zamana kadar gündeme dahi getirmemiş olmasına rağmen, dev bir kullanıcı kitlesinin vazgeçilmezi oldu ve olmaya devam ediyor. Tabii WhatsApp için etkisi çok büyük olan pazara önce girme avantajı Spotify için çok geçerli bir durum değil. Bir mesajlaşma programında mesajlaşacağınız kişilerin de aynı uygulamayı kullanması önemli olabilirken, streaming müzik servislerinde veri tabanı hemen her servis için (özellikle kullanıcıların büyük bölümü için) üç aşağı beş yukarı aynı. Bu noktada rekabet artıkça (Spotify'ın uzun süreli rakibi Deezer, kısa zaman önce büyük bir gürültü ile çıkan Tidal, bugün yayına başlayacak olan Apple Music, yakında gelecek olan YouTube Music Key ve bunların yanında -bugün haberdar olduğum- Composed gibi tematik girişimler ile pazarın şu aralar çok canlı olduğunu söyleyebiliriz kanımca) kullanıcı deneyiminde fark yaratacak özellikler daha ön plana çıkacaktır. Spotify'ın geçtiğimiz ay duyurduğu koşu temposuna göre çalma listeleri oluşturma özelliği gibi şeyleri daha sık görebiliriz.

Son olarak pek çok kez belirttiğim podcast desteği beklentisine de değineyim. Bir süredir gündemde olan bir konuydu. Uygulamanın yeni sürümlerinden birinin kaynak kodunda rastlandığından beri "ha geldi ha geliyor" şeklinde bir bekleyiş söz konusu idi. Yaklaşık bir ay kadar önce de duyurusu yapıldı. Ama hala kullanma olanağımız olmadı. Benim konu ile ilgili isteğim neredeyse tüm audio aktivitemi tek servise indirmek. Fakat oynatma konusundaki beceriksizliklerini podcast gibi çeşitli aralıklarla yayınlanan, düzgün takip ve listeleme gerektirebilecek bir audio türünde de sürdürecek olursa bu durum mümkün olmayabilir. Podcast ile birlikte video desteği de geleceği için oynatıcıda çeşitli (olumlu) değişiklikler de olabilir. Şu anda konu ile ilgili bilgimiz kısıtlı olduğu için bekleyip göreceğiz. O zamana kadar karışık listeyi güncellemeye ve shuffle modunda dinlemeye devam.

kedi

Pazar, Mart 10, 2013

Karşıda görünen ne güzel yayla

Bende en çok merak uyandıran olaylardan biri de Anadolu'da 15. ve 16. yüz yıllardaki nüfus hareketleridir. Bilindiği üzere bu dönemde, Anadolu'da 11. yüz yılın başından itibaren süregelen büyük hareketin tam tersi istikamette (belki girdap demek daha uygun) bir göç dalgası yaşanmış. Bahsedilen bu göçler, siyasal anlamda büyük bir gerilimin tezahürü olmuş ve nihayet bu gerilim 1514'de bugünkü İran topraklarında yer alan Çaldıran Ovası'nda doruğunu yaşamış. Bir tarafta belirli inanışa sahip gönüllü askerlerin, diğer tarafta ise bu askerlerin akrabalarının ve çok benzer bir inanışa sahip profesyonel askerlerin yer aldığı muharebeyi, savaş meydanlarında o iki yüz yıla damgasını vurmuş olan profesyonel askerlerin tarafı net bir şekilde kazanmış. Ama benim de katıldığım bir görüşe göre Anadolu, o dönemden beri iflah olmamış.
Bu hareketlerin ardındaki mekanizma (dini, etnik, siyasal, vb.), gerçekleşen olaylar ve bunun beşeri yansımaları hakkında bir şeyler duyunca kulak kesiliyorum genelde. Yazıya adını veren, aşağıda Erkan Oğur ile İsmail Hakkı Demircioğlu tarafından yorumlanmış bir kaydını paylaştığım eser de benim için öncelikle bu açıdan ilgi çekiciydi. Ayrıca -bu duruma doğrudan bağlanabilecek şekilde- eseri hemen her dinlediğimde aklımı kurcalayan, insana bu sözleri söyletecek durum nedir ve bu durumu oluşturan eylemlerin vebalinin altına kim, neden girmek ister sorularında da henüz bir sonuca vardığım söylenemez.

Perşembe, Haziran 18, 2009

Kalan ve TRT arşivi

Kalan'ın TRT arşivi serisi ilk ürünlerini vermeye başladı. Bu seriden Türk Marşları albümü ve Can Dündar'ın hazırladığı Âşık Veysel belgeseli ve albümü piyasaya çıktı. Yukarıda da pek çok kez işaret ettiğim söyleşisinde Kalan Müzik'in yetkilisi yılda 40-50 yapım yapabileceklerinin müjdesini veriyor. Biz de güvenle bekliyoruz.
Bu başlığın altına sadece yukarıdaki kısmı yazamamın yeterli olabileceği halde ben esasen şu yazıyı yazdım:
Kalan'ın TRT arşivlerini tarayıp, bu arşivde bulunan -ve tahminen pek çoğuna gün ışığı değmemiş- binlerce ses ve görüntü kaydını sayısal ortama aktaracağını. Sonra bu aktardığı eserleri yeniden derleyip, kurumla (TRT) birlikte piyasaya süreceğini ilk duyduğumda ne kadar mutlu olduğumu Caner başta olmak üzere arkadaşlarım bilirler.
İlk önce küçük bir yazı (duyuru) şeklinde okuduğum bu haber hakkında daha sonra TRT'nin ve Kalan'ın yöneticilerinin verdikleri söyleşiler sayesinde daha çok detay edinebildik. Kalan'ın TRT arşivindeki Türk Sanat Müziği ve Türk Halk Müziği başta olmak üzere, kurumda çalışmış pek çok değerli ses sanatçısının (Zeki Müren, Müzeyyen Senar, Safiye Ayla, Âşık Veysel, Ruhi Su ve Münir Nurettin Selçuk bunlardan hızlıca aklıma gelen bir kaçı) ses ve görüntü kayıtlarını sadece yorumcu değil, aynı zamanda sanatçı ve tür tabanında da sınıflayarak Kalan Arşiv Serisi kalitesi ve titizliğinde piyasaya sürmeyi planladığını bu söyleşilerden öğrendik.
Aynı zamanda TRT'nin Kalan ile imzaladığı protokolün, Kalan'ı TRT arşivlerinin hakları konusunda tek yetkili konumuna getirmeyeceğini, TRT'nin diğer plak/yapım şirketleriyle de benzer protokoller imzalayabileceğini de yine bu söyleşilerden öğrendik.
Eğer hafızam beni yanıltmıyorsa bu haberleri 2008 sonu, 2009 başı gibi duymuştuk/okumuştuk ilk. O zamandan sonra bu albümlerin piyasaya çıkışını beklemeye başladık. Sonra bir gün (Şubat ya da Mart ayı içinde olma ihtimali yüksek) Kızılay'da Dost Müzik'de TRT Arşiv Serisi başlıklı bir Zeki Müren'den seçmeler albümü görünce bekleyişin sona erdiğini sandım. Ama albümü inceleyince bu albümün Ulus Plak şirketi tarafından hazırlanmış bir yapım olduğunu gördüm. Yine kapağından anladğım kadarıyla pek özenilerek hazırlanmış bir ürün değildi kanımca çünkü tamamı daha önce yayınlanmış şarkılardan oluşan ve pek çoğu daha önce Kalan'ın Arşiv Serisi'nden çıkmış albümlerinden alınmış bir albümdü. O zaman Ulus Müzik'in internet sayfasına girdiğimde şu ibareyi gördüm:

TRT, tarihinde ilk kez özel sektörden bir şirket olan ULUS MÜZİK ile "TRT ARŞİVLERİ"nin tümünün yeniden basılıp, çoğaltılıp, satışı ile ilgili olarak Türkiye'de ve dünyada "TEK YETKİLİ SATICISI" olarak anlaşmaya vardı.

Açıkçası bu haber gerçek olsaydı üzülürdüm. Pek çoğu hali hazırda en çok dinlediğim sanatçılardan olan pek çok değerli Türk Müziği sanatçısının kayıtlarının Kalan gibi titiz bir şirket tarafından derlenmesindense İsmail Türüt'ün de yapımcısı olan Ulus Plak tarafından derlenmesini ciddi bir kayıp olarak niteleyebilirdim.
Ama korkulan olmadı ve Kalan'ın TRT arşivi serisi ilk ürünlerini vermeye başladı. Bu seriden Türk Marşları albümü ve Can Dündar'ın hazırladığı Âşık Veysel belgeseli ve albümü piyasaya çıktı. Yukarıda da pek çok kez işaret ettiğim söyleşisinde Kalan Müzik'in yetkilisi yılda 40-50 yapım yapabileceklerinin müjdesini veriyor. Biz de güvenle bekliyoruz.

Pazartesi, Nisan 20, 2009

Ben bir müddet daha Ruşen Çakır demeye devam edeceğim galiba (ya da Canını Seven Kaçsın)

Facebook'daki son durum mesajımın bir benzerini başlık olarak atmak zorunda kalmak istemezdim ama bugün gördüğüm bir şeyi paylaşmadan edemedim. Zaten görece az müzik dinleyen ve herhangi bir müzik enstrümanını çalamayan bendenizin blogu bir müzik blogu olma yolunda hızla ilerlemekte.
Her neyse aşağıdaki iletiyi Aylin Aslım, dün MySpace sayfasında yayınlamış. Aylin Aslım'ın yeni albüm hazırlığı içinde olduğunu daha önce duymayı/duyurmayı beklerdim. Ya Redd'in 21'ini beklerken gözden kaçırmışım bu albümü ya da yeterince sessiz bir şekilde tamamlanmış çalışmalar.
Sonuç olarak, 21'i taze dinledikten sonra özlediğimiz/sevdiğimiz isimlerin yaptığı/yapacağı işler için heyecanlanmadan edemiyor insan. Bekliyorum.

Uzun zamandır üzerinde çalıştığım 3. albüm, türlü maceralardan ve badirelerden sonra, Nisan ayı sonlarında müzik marketlerde nihayet yerini alacak. Albümün adı 'CANINI SEVEN KAÇSIN'.
Yeni şarkıları yazarken ve kaydederken onlarla tamamen başbaşa kalabilmek için, konserlere yaklaşık 9 aylık bir ara vermiştim. Haziran 2008'den bu yana vereceğimiz ilk konser, 22 Nisan 2009 Çarşamba gecesi Istanbul Beyoğlu'nda JJ Balans Performance Hall'da.
Heyecanlıyım. Hem yeni şarkıları ilk kez çalacağımız için, hem de sahneyi çok özlediğim için. Yeni şarkıları ilk canlı dinleyenlerden olmak isteyen tüm arkadaşlara buradan duyurmuş olalım! Görüşmek üzere!
aylin aslım "

Not: Evet sürekli Redd'in 21'e referans vermemin bir sebebi var. Ve yine evet bu sebep albümü beğenmiş olmam. Ya da daha doğru bir ifadeyle son bir kaç gündür sürekli (ve neredeyse sadece) bu albümü dinliyor olmam.

Pazar, Nisan 12, 2009

Bir Redd albümü vardı (ya da "Redd ve yeni albümü")

Bir müddettir yazılmayı bekleyen yazı taslaklarım var bu blogun yönetim penceresinde. Bunlardan bir tanesi de -şu anda okuduğunuz ve- en son 25 ocak 2009 tarihinde yazmaya çalıştığım Redd müzik grubunun yeni çıkacak albümü ile ilgili yazıydı. 
Bilmeyenler için Redd'in geçtiğimiz Eylül ayından (belki de daha öncesinden) yeni albüm çalışmaları için stüdyoya girdiklerini belirterek başlayayım. Bu çalışmalarının sonucunda geçtiğimiz Kasım ayı gibi 21 şarkıdan oluşacağı belirtilen ve 21 adını verdikleri yeni albümlerini çıkarmayı planlıyorlardı. Ben de Redd grubunu seven bir müzik dinleyicisi olarak bu albümün çıkmasını sabırla belkiyordum. Sonra aşağıdaki çizelgeyi -şu ana kadar albümün durumuyla ilgili yazdığım her şeyin referansı olan- reddseyirdefteri adlı, grubun resmî blogunda görünce bu albümle ilgili bir yazı yazmak istedim. Aslında o anda çok baskın olan başka bir isteğim de (aşağıdaki çizelgeyi ilk gördüğümde mutlu olduğum için) Türkiye'de pek sık rastlanmayan bir şey olduğu için, Redd grubunun albümlerinin yapım aşamalarında doğrudan bilgi verdikleri bloglarını da tanıtmaktı. 
Sonra geç de olsa 1 Mart'ta albüm çalışmalarının tamamlandığı haberi geldi. O zamandan beri de albümün çıkış haberini bekliyoruz. Ama gelemiyordu bir türlü. Bloga pek çok, güzel içerik eklenmesi yapılıyordu ama albüm çıkış haberi bir türlü gelemiyordu. Sonra klip çalışmalarıyla ilgili haberi de görünce tamam artık eli kulağında olmalı dedik. Sonra benim yoğun bir dönemim geldi ve takibe ufak bir ara verdim. Bu arada Redd grubu albümlerinin çıkış tarihini açıklamış ve kapağını yayınlamış. Bugün resmî web sayfalarına girince gördüm bunları. Albümün çıkış tarihi olarak 9 Nisan 2009 açıklanmış. Bu açıklama bir heyecan uyandırmadı ben de çünkü iki gün önce (10 Nisan) gittiğim bir müzik markette albüm çıktı mı diye bakmıştım. Sonra tekrar blogların girdim ve albümün çıkışında ufak bir erteleme daha yapıldığını öğrendim. Bu durumda inşallah en geç önümüzdeki hafta Redd'in yeni albümünü dinliyor olacağız. 
Sonlarına geldiğimiz yazıyı toparlamak gerekirse önce yeni albümünün 4 bölüm (Redd'in tabiriyle "episode") ve 21 şarkıdan oluşan 78 dakikalık bir konsept albüm olduğunu belirtmeliyiz. Albüm doğumundan başlayarak 21 adında bir karakterin hayat yolculuğunu anlatacakmış. Bu durumu belirtmek için seçildiğini tercih ettiğim kapak fotğrafını beğenmediğimi de belirtmeliyim. Hasanla konuştuğumuz gibi, kapaktaki o görüntüyü oluşturmak istiyorlarsa da üç boyutlu grafikten başka yollar tercih edilebilirdi. Bunun yanında albümden dinleyebildiğimiz (hatta klibini de izleyebildiğimiz) ilk şarkı olan Don Kişot ilk dinleyişte güzel geliyor kulağa. Umarım bu güzellik sürekli ve diğer şarkılar için de geçerlidir. Bunu da bekleyip göreceğiz.
Son söz olarak artık bir Redd konserine gidebilmek istediğimi söylemek istiyorum buradan. Geçen sene şenliklerin ilk gününde olan olayın bir daha tekrarlanmaması arzumla birlikte konserin tekrarlanmasını temennimi belirtmek istiyorum. Tabi yeni albümü takip etmesini doğal olarak beklenen ve ilk ayağı 18 Nisan 2009'da İstanbul'da yapılacak olan albüm tanıtım konserleri bu isteklerimizin gerçekleşmesi ihtimalinin yüksek olabileceğini gösteriyor. O zaman, konsere kadar albümle teselli bulalım. Albüm çıkana kadar da bence Redd'in bu kaydına bakabilirsiniz.

Perşembe, Aralık 25, 2008

Yora

Aralık'ın ilk (belki de son) yazısı bu olmayacaktı aslında ama bir öncekini daha bitiremediğim için bu güncel yazıyı yayımlamaya karar verdim. Yora diye grup var. Bugün diye bir EP yayınlamışlar. Ben, bunu -takip ettiğim iki müzik blogundan biri olan- 110desibel'de çıkan ilgili yazıdan öğrendim. Arşive bakınca, bu sitede daha önce, grubu tanıtmak için bir yazı daha yazılmış olduğunu gördüm, o zaman dikkat etmemiş olduğum için biraz utandım, biraz da üzüldüm. Bu, dikkatimden kaçan tanıtım yazısında belirtilmiş olan Mor ve Ötesi benzerliğine ise hiç bir anlam veremediğimi, bu olası benzerliğin grubun müzik anlayışını oturtmaya çalışırken geçmiş olduğu dönemlerden birinde olabileceği sonucuna varmış olduğumu belirteyim. Daha tam bir albümleri yok grubun ama onları öğrenmeme vesile olan haberde de belirtildiği üzere bir EPleri çıkmış. Dağıtım için de güzelce bir yol seçmişler; haberi okuyanlar öğrenir. Ayrıca Last.fm sayfalarında bu EPleri mevcut. Bunun dışında dinlemeye hazır küçük bir kayıtları daha mevcut last.fm'de ki ben bu unreleased adlı kaydı dinlemenizi tavsiye ederim.

Son olarak, ilgileneler için grubun myspace sayfası: http://www.last.fm/music/Yora/unreleased

Perşembe, Eylül 25, 2008

En Beğenilen Şarkılar

Takipçilerimizin alışık olduğu üzere bu sitede vaat edilen yazılar asla yayımlanmaz. Bu yüzden yayım takvimimize son yazıdaki diğer 2 müzik/müzisyen yazısı ile devam etmeyeceğiz. Ama onların yerine yine bir yerden müzikle alakası olan bir şeyden bahsedeceğim. Sizinle paylaşacağım bu şeye bugün yaptığım bir dalgınlık sonucunda rastladım. Bugün evden biraz ilginç ve biraz dalgın, heyecanlı ve bulantılı bir vaziyette ayrıldım. Bu halde saat 3'te evden çıkarken daha yeni düzenleyip, müzik dinlemek için severek kullandığım amarok programının kütüphanesine eklediğim 1970 tarihli Derek and the Dominos albümü Layla and Other Assorted Love Songs'un pek sevilen parçası Layla'yı tekrarda çalar bırakmışım. Saat 9 buçukta eve döndüğümde şarkıyı halen çalarken buldum. last.fm'deki sayılara bakarak ben yokken şarkının yaklaşık 50 kez çalınmış olduğu sonucuna vardim. Buradaki mantık bağlantısını tam olarak ben de anlamamış olsam da galiba benim yokluğumdaki çalınmaların tam sayısını bulmak için amarok'un istatistiklerini kurcalamaya başladım. Bu bölüme bir süredir girmemiş olduğum için giriş sebebimle alakalı, alakasız her sekmeyi kurcalamaya başladım. Hala puanlama mantığını anlayamadığım bir şekilde en beğendiğim parçaları, albümleri, tarzları ve sanatçıları sıralıyor bu program. Bunlardan en sevdiğim şarkılar listesini buradan sunmak ve sizinle paylaşmak istiyorum. Ben herhangi bir şekilde böyle bir sıralama yapabileceğimi düşünmediğim için bu listeye katılıp katılmadığımı belirtmemeliyim galiba. Ama yine de listedeki bütün parçaları severek dinlediğimi de eklemeliyim. Listeden önce de bugün yanlışlıkla bu listenin zirvesine yerleştirdiğim ama bundan ötürü herhangi bir pişmanlık duymadığım pek sevilen parçayı ekleyeyim de listeyi incelerken sıkılmayın.



En Beğenilen Şarkılar (5057 parça)
1. Layla - Derek and the Dominos
2. Andalusia - Joe Satriani
3. Happy as a Dead Pig in the Sunshine - Kaki King
4. Damla - Anjelika Akbar
5. Sailor Song (Live) - Regina Spektor
6. Uyku Ol - peyk
7. Tereddüt - Münir Nurettin Selçuk
8. Back To Black - Amy Winehouse
9. Ne oldu Bana - peyk
10. And I Thought My Jokes Were Bad - Hans Zimmer & James Newton Howard
11. Aashegham Man - Farid Farjad
12. Creep - Radiohead
13. Ömrüm Seni Sevmekle - Münir Nurettin Selçuk
14. Hysteria - Muse
15. Geceyedir Küsmelerim - Badem
16. Kervan - Erkan Oğur-İlkin Deniz-Turgut Alp Bekoğlu
17. İstanbul - peyk
18. Büyükanne - peyk
19. I Kissed a Girl - Katy Perry
20. I Will Possess Your Heart - Death Cab for Cutie
21. New York - Cat Power
22. Son Melodi - Mira
23. A Martyr for My Love for You - The White Stripes
24. The Jester's Dance - In Flames
25. Nude - Radiohead
26. Doğuş - Erkan Oğur-İlkin Deniz-Turgut Alp Bekoğlu
27. Güzelleme - Erkan Oğur-İlkin Deniz-Turgut Alp Bekoğlu
28. Nature Boy - David Bowie
29. İz Bırakanlar Unutulmaz - Vega
30. A Drinking Song - Helldorado
31. Gönlümle Hasbihal - Münir Nurettin Selçuk
32. Bone Chaos in the Castle - Kaki King
33. Fidelity - Regina Spektor
34. Aïcha - Khaled
35. Sensiz Kalacak Bu Şehir - Badem
36. Engeller Uyanıyor - Erkan Oğur-İlkin Deniz-Turgut Alp Bekoğlu
37. A Sunday Smile - Beirut
38. El Tango de Roxanne - Ewan McGregor, Jose Feliciano & Jacek Koman
39. Holy Devil - Sophie Solomon
40. Aşk - Koray Candemir
41. Hala Aşk Var Mı - Redd
42. Asik Veysel - Joe Satriani
43. The Hardest Part - Coldplay
44. Arkadaş - Erkan Oğur-İlkin Deniz-Turgut Alp Bekoğlu
45. Ne Olmaya Geldim - Redd
46. Arabic Fahişe - Kargo
47. Aheste Çek Kürekleri - Münir Nurettin Selçuk
48. Sessizce - Aslı
49. Kalamış Parkı - Kargo
50. Mary Pickford (Used to Eat Roses) - Katie Melua

Salı, Eylül 23, 2008

unutmak, hatırlamak, güzellik: Kargo

Beni tanıyan sevgili okurumuz, benim hatıralarda yasayan 22 yaşında bir genç olduğumu pek tabi bilir. Hatta bu bilgisi ile -olan veya olmayan- tıbbi bilgisini harmanlayıp, taşıdığım iddia edilen bazı ruhsal bozuklukları bile sıralayabilir. Ama yine bilir ki sevgili okurumuz, ben bu durumumdan, oldukça memnunum(dur).

Kargo diye bir rock müzik grubu vardır. Herkes bilir, herkes sever. Tabi herkesin sevmesi durumunun sağlanması için grubun farklı dönemlerde yaptığı müzikler arasında ciddi farklılıklar bulunur. Öyle ki benim de içinde bulunduğum seçici bir topluluğun üyeleri, bu grupla ilgili olumlu düşüncelerini paylaşacakları zaman, grubun adinin ardından hemen "MŞŞ'nin ayrılmasından önce" veya "MŞŞli" ibarelerini koymayı bir görev bilirler. Bu ibarelerdeki MŞŞ, Mehmet Şenol Şişli anlamına gelmektedir ama her ne kadar bu bilgiyi vermeyi bir görev bilmiş olsam da bu yazı ne onunla ne de (ibarelerden anlaşılacağı üzere) gruptan ayrılışıyla ilgilidir. Bu yazı esasen, benim Kargo dinleme alışkanlığımın yeni basamağını duyurmak için yazılmıştır.

Bu sefer, bütün sevgili okurlar için konuşamayacağım ama yine bilen bilir bendeniz naçizane bir Kargo dinleyicisiyimdir. Tabi buradaki küçümseme benim genel olarak müzik dinleme alışkanlığıma yapılmış olup, Kargo'nun bunun içindeki oranıyla hiçbir alakası bulunmamaktadır. Çünkü birkaç kaset ve radyodan öteye geçip, kendi isteklerime göre, yoğun olarak müzik dinlediğim ilk donem olan lise yıllarımda Kargo en çok dinlediğim şeylerden biriydi. Öyle ki o zamanlar dağılmış bir grup olan Kargo'nun yeniden birleştiğini ve yeni bir albüm hazırlığı içine girdiğini öğrenince çok sevindiğimiz ve heyecanla beklemeye başladığımızı hatırlıyorum. Sonra albüm (Ateş ve Su) çıkar çıkmaz da temin etmiştik.
Liseden sonra fazla dinlemedim Kargo'yu. Bunda Kargo'nun bizim girdiğimiz ÖSS öncesi dönemde çıkardığı ve değişimini ortaya koyan -heyecanla beklediğimizi az önce belirttiğim- Ateş ve Su albümünün ne kadar payı vardır bilmem ama dediğim gibi yarısından fazlası last.fm'li döneme giren üniversite yaşantım boyunca pek dinlemedim Kargo'yu. Burada last.fm vurgusu yapmam bu durumun genel dinleme grafiklerimden de rahatça gözlemlenebilecek olmasındandır.
Gel gelelim yıllar sonra bilgisayarımda, klasörler arasında gezerken Kargo albümlerimi düzenlemeye karar verdim. Düzenlerken "şu parça güzeldi", "bunu dinlesem iyi olur" diye diye bir müddet Kargo dinledim. Sonra tadı alınca kaçınılmaz bir şekilde Yalnızlık Mevsimi albümünü dinlemeye başladım. Bu yazı yazılana kadar kaçıncı tekrarı yaptım bilmiyorum ama bu aralar -adi gecen albüm basta olmak üzere- kontrolsüzce Kargo dinliyorum. Bundan da son derece mutluyum; çünkü unutulmaya tutmuş, eski bir dosta kavuşmak ve hatıraları yad etmek benim (girişte anlatılan) gibi bir adam için gayet mutluluk verici.
Yazımı bitirmeden önce bu albüm hakkında da bir iki söz söylemek istedim ama bunun yerine daha iyi bir bloggerin albüm ve çıkış parçalarından biri hakkında yazdığı iki yazıya bağlantı vererek hem size de daha okunası bir şeyler hem de beğenimi ve belirttiğim birkaç fikrin tek olmadığına dair kanıt sunmuş olurum:
Yalnızlık Mevsimi
Nostalji: Kargo - Kalamış Parkı

Not: Bunun dışında müzik dinleme açısından çok hareketli bir hafta geçirdim. Bu hareketlilik içinden iki başlığı daha sizinle paylaşmaya karar verdim. Bu şekilde haftasonuna kadar bir müzik yazıları üçlemesine kavuşmuş olacağız.

yazım tarihi: 09.09.2008

Pazar, Mayıs 25, 2008

last.fm'den iki haber

1) Sarkı söylediğini ve albüm çıkardığını last.fm'in "bu hafta en çok yükselen şarkıcılar" listesinde birinci sıraya oturmasıyla öğrendiğim Scarlett Johansson, bu unvanı elde ettiği Mayis'in ilk haftasından bu yana sırasıyla %1283, %1871 ve %872 ile üç haftadır listede bulunduğu yeri koruyor.
Sanatçının bu unvanı kazanmasında çok etkili olan, David Bowie'nin de elinin değdiği, kendi yazdığı Song for Jo adli bir şarkı dışında, Tom Waits adli Amerikalı bir sarkıcının seslendirdiği eserleri yorumladığı Anywhere I Lay My Head adlı çıkış albümü fena değil ve dinlenilmeye değer.
Son olarak sanatçıya, güzel insanların bu güzellikleri yanında yaptıkları işlerin hepsinde güzelliklerine yaraşır başarılar sergilemeleri konusunda çok iyi bir örnek oluşturduğu ve bizi bu konuda düşünmeye sevk ettiği için hiç bir zaman haberinin olmayacağı bu teşekkürü yollamayı da bir borç bilirim.

2)last.fm'de büyük grupların (başta Radiohead olmak üzere, Nine Inch Nails ve Coldplay) internetten ücretsiz dağıttıkları albüm ve singleların "bu hafta en çok dinlenen şarkılar" listesindeki hegemonyası bu haftaki Death Cab for Cutie zaferiyle sonlanmış gibi görünüyor.
Aslında sonlanmamış olsa dahi, 10 Ekim'den (Radiohead'in In Rainbows'un internetten yayınlandığı tarih) bu yana sadece Şubat başlarında Amy Winehouse'un Rehab adlı şarkısıyla birinci sırada bir hafta kalabildiği listede 12 Mayıs'ta çıkan yeni albümlerinden şarkılarla ilk iki sırayı alıp, ilk ona toplamda altı şarkı sokarak büyük iş başardığını söyleyebiliriz bu Amerikalı indie rock/pop grubunun. Hatta daha da ileri giderek bu grubun Portishead'in 10 yıldır beklenen albümünün bile başaramadığı bir işi başardığını söyleyebiliriz.
Bu durum ile ilgimi çeken grup hakkında biraz araştırma yapınca (wikipedia'ya bakinca), grubun 2004 sonundan bu yana Atlantik etiketi ile piyasaya çıktığını gördüm ve ilgilenmemi bir adim ileri taşımaya karar verdim. Şu ana kadar üç albümlerini elde ettiğim grubu yavaş yavaş dinlemeye başladım. Belki ilerde grup ve/veya albümleri hakkında da bir şeyler yazarım.

Pazar, Nisan 27, 2008

pinhani zaman beklemez dedi nihayet


Az önce pinhani'nin yeni albümü Zaman Beklemez'i ilk kez dinledim. Aslında "ilk kez dinledim" önermesi albüm içindeki şarkılar için ne kadar doğru bilmiyorum ama bir bütün olarak, adı konulmuş vaziyette ilk diyebiliriz. Bu dinleyiş neticesinde vardığım ilk yargı, albümün o bilindik, güzel ve sakin pinhani çizgisinde olduğu yönünde. Zaten biz de pinhani'den kotu bir çalışma beklemiyorduk. Ama yine de 11 Kasim 2007 tarihinde Saklıkent'te gittigimiz pinhani konserinden bu yana gruba ya da (Kavak Yelleri sonrası) dinleyici kitlesine karşı bir burukluğumuz olduğunu düşünürsek "bu albümü bir müddet, ilk albümü koyduğumuz o güzel yere yerleştiremeyeceğiz" gibi gözükmekte. Tabi sürecin ne getireceğini kim bilebilir ki.
Şarkılarla ilgili de bir iki söz söylemek gerekirse, heyecanla beklediğim "Ağlamak"ya kavuşmak güzel bir his diye baslayabilirim. Ayrıca "Ne Güzel Güldün" ve "Sevmekten Usanmam" çokça dinlenesi eserler olarak diğerleri arasından sıyrılıyor dersem küstahlık etmiş olamam umarım.

Salı, Mart 18, 2008

kırmızı değirmen

"The greatest thing you'll ever learn
Is just to love...and be loved in return."

Eden Ahbez

Geçenlerde Mustafa Ağabey'in blogunda seyirlikler başlığı altında Moulin Rouge! ismini okuyunca garip bir duygu belirdi içimde. Herkese tavsiye ettiğim, bir zamanlar sevdiğim bir insana izlemesi için neredeyse yalvardığım bu filmi ne zamandır izlememiştim. Hatta sabit diskim ve optik okuyucumda karşılaşmış olduğum sorunlardan
ötürü bir müddettir film müziklerini de dinlememiştim. Halbuki zaman El Tango de Roxanne dinlemeden nasil gecerdi, hele de acı çekmeye devam ederken.
Filmi izlemeye gidisimi de hiç unutmam. Araya zaman ve mekan soktuğumuz arkadaşım Ozan
Özpınar ile akıbetini su anda bilmediğim, okulumuza en yakin olan EGS Bornova içindeki AFM sinemasında seyretmiştik filmi. Fırtınalı bir öğretmenler gününde şemsiyemiz ve yağmurluğumuz olmadığı halde, şehirler arası karakolu kenarında yaptığımız bir 1 kilometrelik yürüyüş sonunda bu kadar değerli bir yapım seyretmemiş olsaydık, o anı hala bu kadar mutlu anar miydim bilmiyorum.
D
ün gece filmin 2 film müziği albümünü de indirdim. Simdi onları dinliyorum ve yere yer gözümü kapatıp sahneleri hatırlıyorum. Filmi tekrar seyretmek için ise bekliyorum. Kendime söylemeye korktuğum bir şeyi bekliyorum ama en azından umudum yaşıyor.
Son olarak yazının başına eklediğim ve film başında söylenen Nature Boy şarkısının en etkileyici sözü olarak değerlendirdiğim bu iki dizeyi unutmuş olmamın utancını bana yaşatan Mustafa Ağabey'e teşekkür ederim. (Hoş o Moulin Rogue!u seyirlikler listesinden çıkarmış ama sağlık olsun.)

Pazar, Ekim 14, 2007

Helldorado


Helldorado'yu hepiniz biliyorsunuzdur. En azından grubu bilmeseniz bile "A Drinking Song" adlı şarkılarını illa duymuşsunuzdur ki ben bu sayfayı okuyan herkesin grubu bildiğine de eminim. Benim, sizin şu anda olduğunuza emin olduğum bu bilgi seviyesine ulaşmam ise 17 Ocak 2006 tarihinde düzenlendiğini sandığım Radyo EKSEN'in 7. yaşına girişini kutladığı etkinliğin duyurularının yapılmaya başlamasıyla oldu. Bu duyurular yayınlanana kadar en fazla 5 dakika, sadece merakımı dindirmek için internetten dinlediğim bir radyoda, ne kadar sık çalıyor olsalar da bu grubun parçalarını dinlememiştim. Ama sevdiğim bir basın yayın grubunu, belirli bir çizgiye sahip olduğuna inandığım bir radyosunun yaş gününe ta Avrupalar'dan bir grup getiriyorsa ve bunu bangır bangır duyuruyorsa diğer kanallarında ve hatta bu da yetmezmiş gibi bu Norveçli müzik grubunun Türkiye'ye gelecek olması, zaten bir avuç olan kültür-sanat programlarında ve bolca ama bomboş olan müzik programlarında kendisine ziyadesiyle yer buluyorsa benim de bu grubun yatığı müziği dinleme zamanım gelmiştir demiş ve şarkılarını aratmıştım limewire'da. Tabi sadece bir şarkı buldum doğru düzgün paylaşılan. Hepinizin bildiği üzere bu şarkı "A Drinking Song"du. An itibariyle bu kadar garipsememiştim sadece bir şarkılarının yoğun olarak paylaşılmasını. Zaten yine yanlış hatırlamıyorsam o günler limewire'ın lisans koruma eklentisinin çalışmaya başladığı ilk günlerdi ve genel olarak paylaşımlarda bir daralma yaşanıyordu.
Şarkıyı indirdim. Dinledim, dinlettim. Tabi o etkinlik dahilinde Türkiye'ye gelmelerinin üzerinden zaman geçtikçe şarkıyı dinleme sıklığım azaldı. Ama arada sırada rastladım bu şarkıya. Ama başka şarkılarının olup olmaması gerektiğini nedense süreç boyunca hiç düşünmedim. Daha sonraları adlarından çok bahsedilmemesi hep "tek şarkıyla/albümle popüler olup sonra sönen grup" olgusuna bağladım. Tabi ortada ilginç bir durum vardı çünkü Helldorado'nun olduğu gibi popüler olan yani sınırlı bir çevrenin -bu sınırlı çevreye farklı adlar verilebiliyor- sıkı sıkı bağlandığı gruplar genelde ilerleyen albümlerinde daha geniş çevrelere açılma isteği doğrultusunda daha "popüler" işler yapınca gözden düşerlerdi ama Helldorado için böyle bir şey söz konusu olmamıştı.
Sonra gel zaman git zaman bilgisayarıma format attıktan sonra silinen o güzel şarkıyı indirmek için arama yapıp torrent sitelerinde grubun adına rastlayamayınca şaşırdım. Bu kadar popüler olduklarına inandığım bir grubun torrentte albümlerinin ve hatta şarkılarının olmaması çok garipti. Sonra internette grup hakkında arama yapınca gördüm ki Helldorado aslında dünya ya da Avrupa çağında ünlü bir grup değilmiş. Türkiye, anavatanları olan Norveç'den sonra en sevildikleri yermiş. Bunları özellikle wikipedia'nın ilgili sayfasında okumuş olmama rağmen inanamamıştım ama sonra kendi sitelerine girince, bilginin doğru olabileceğine kanaat getirdim. Neredeyse 2 yıl önce ülkemize gelen bir müzik grubu sitelerinde hala son haber olarak Türkiye'de NTV kanalı ile yaptıkları röportajı sunuyorlar. Zaten haber başlıklarından pek çoğu Türkiye ziyaretleriyle ilgili.
Benim bunca zaman dünya çapında kendilerine has şöhretleri olduğunu zannettiğim bir grubun bu durumda olması hoşuma gitti. Paylaşmak istedim. Biraz uzun ve gereksiz oldu ama buraya kadar okuyanların beni mazur göreceklerine eminim.

Perşembe, Haziran 28, 2007

en kötü şarkı

Aranızda merak eden olabilir diye paylaşmak istedim; en kötü şarkı yapılmış. Geçen haftaki Adana ziyaretimden arda kalan en büyük kazanç, Kral TV'de bu şarkıya rastlamamdı herhalde. Zaten bu yaz müzik dünyası için çok haraketli geçerken, iyi işlerin yanında çok kötülerini de görmemiz kaçınılmazdı. Serdar Ortaç'ın 10 yılın en ticari parçası diye Bengü'ye verdiği Korkma Kalbim adlı parçanın dile dolanamadığını düşünürsek en azından bu şarkı "geniş kitlelere hitap edebilen şarkılar" katagorisinde görülebilir. Sözü daha fazla uzatmadan sizi Maskeli Kız'dan gelen Ceza adlı parça ile başbaşa bırakayım:

Salı, Aralık 26, 2006

hafif müzik

Aradan tam bir yıl geçti. Geçen sene 5 Aralık'da piyasaya çıkmıştı solda gördüğünüz bu albüm. Bence 2006'nın en iyi Türkçe Rock albümüydü. (Sonra pinhani geldi ama o ayrı hikaye.) Bu, övgüye değer albümü uzunca bir süre dinledim. Hatta doğru anlamıyla ifade etmek gerekirse uzunca bir süre sadece bu albümü dinledim. Ama bir yerden sonra doğal olarak önce dinleme sıklığımı azalttım, ardından da albümü dinlemeyi bıraktım. Ve albümün yarattığı büyük hareketlilik benim için bittiğinde Vega yine "Bu Sabahların BirAnlamı Olmalı"yı çağrıştırıyordu bana.
Neden sonra geçen cuma gecesi Adana'ya giderken, yanıma dinlemek için yol albümlerim Koray Candemir - Sade ve Aylin Aslım - Gülyabani ile birlikte Vega - Hafif Müzik'i de aldım. İçimde büyük bir Sokaklar Tekin Değil dinleme arzusu yükselmişti. Anlam veremiyordum. Daha doğrusu verebiliyordum ama bu anlamı burada paylaşma isteğim olmadığı için şu anda yalan söyleme yolunu seçiyorum. Zaten yazı için önemli şey de bu anlam değil. Aslında belki o. Yazıyı gereksiz yere biraz daha uzatacağım, sevgili okur kusura bakma ama bu yazının başlıkları (tag) arasında neden Ben ve Yaşam olduğu sorusu sorulursa cevabın bu "anlam"dan geçtiğini bilmeni isterim. Her neyse tahmin edebileceğiniz üzere yolculuk boyunca durmadan bu albümü ve özellikle Sokaklar Tekin Değil adlı şarkıyı dinledim. Hatta yetmezmiş gibi dönüş yolculuğunda da aynı eylemi gerçekleştirdim.
Bütün bunlar da yetmezmiş gibi Ankara'ya vardığımdan beri de albümü dinliyorum. Hatta inanır mısınız sayın okur bilmem ama size bu satırlar yazarken de albümü dinlemekteyim. Belki bu sadece bana has bir durum değildir, sonuç da dün adaşın kişisel iletisinde de "yüzü suyu hürmetine bi gel aşkın.." yazıyordu. Belki herkesin Vegası daha da ötesi Hafif Müzik'i gelmiştir. Eğer öyleyse benden tavsiye: 1.Elimde değil 2.Yok 3.Sokaklar tekin değil sonra tüm albüm sonra aynı 3lü tekrar. Albüm daha bi güzel oluyor:)

Salı, Kasım 28, 2006

pinhani Ankara'da

Pinhani'nin resmi sitesindeki duyuruya göre aşağıdaki tarihlerde Pinhani Ankara'da olacakmış. Biz herhalde Çarşamba Hasuş'la gideceğiz. Gelen olursa görüşürüz:P


28 Kasım Ankara 21:00 - Kızılay Nefes Bar (Akın Eldes, Sinan Kaynakcı ve Hami Ünlü enstrumantal olarak Akın Eldes ve Pinhani şarkılarını çalacaklar),

29 Kasım Ankara 21:00- Kızılay Nefes Bar (Pinhani Konseri, Akın Eldes ile)

Pazartesi, Kasım 13, 2006

bir zamanlar Pentagram diye bir grup vardı; ne O da mı geri dönüyormuş?

Kendinden bahsetmeye çekilen Emre YILMAZ'ın kültür-sanat haberleri bombardımanın son ayağını oluşturan bu haber, Türkiye Rock-Metal müzik tarihinin tartışmasız en önemli topluluğu Pentagram (Mezarkabul) ve bu topluluğun sahnelere geri dönüşü hakkındadır.
Anatolia sözcüğünü herhangi bir ortamda duyduğunuzda dudaklarınız ister istemez kasılıp, ıslığınız o meşhur tonu çalıyor mu? Sizi bilmem ama ben böyle şeyler yapmam, yapamam; ama yine de bu sözcüğü duyunca farklı duygular içine düşerim. Mutluluk, özlem, heyecan ve sinir bunların en kayda değer olanlarıdırlar. Mutlu olurum çünkü sevdiğim şeyleri hatırlamak beni mutlu eder; özlem duyarım çünkü eski güzel günlere ait bir isimdir bu ve Pentagram nicedir birlikte böyle işler yapmamıştır; heyecanlanırım çünkü o müzik kanımı kaynatır: ve en nihayetinde sinirlenirim çünkü Pentagram hala birlikte bir şeyler yapmamaktadır. Ama bu sonuncusu artık geçerli olmayacak herhalde çünkü Pentagram tekrar birşeyler yapmaya karar vermiş gibi görünüyor. Demir Demirkan'ın gruba dönmesiyle gitarist sayısını 3e çıkaran grup Kasım ve Aralık ayları içlerinde yerleri ve tarihleri henüz belirli olmayan 3 konser verecekmiş ve bu konserlere verilen tepkiye göre tekrar stüdyoya girip girmeme kararı alacakmış. Geçen yaz yapılan Pentagram gecesine katılımın bir hayli iyi olduğu düşünülürse bunu yeni bir Pentiş albümü yolda diye yorumlamak çok uçarı olmaz kanımca.
Ben şimdiden hayırlı olsun diyecek ve gelişmeleri takip etmeniz için sizi Pentagram hayran sitesi Puratu.org'a yönlendireceğim.

Çarşamba, Temmuz 26, 2006

... Hasuş'la ben ... pinhani

Dün Hasuş'la ben pinhani'nin albümünü aldık.
Bugün Hasuş'la ben pinhani'nin konserine gittik.
Yarın Hasuş'la benim ne yapacağımı boş verin, siz de pinhani dinleyin.


Not: Başlangıç için yukarıdaki bağlantıya tıklayabilirsiniz. Sitelerinde birbirinden güzel 3 şarkıları var. Hem de yasal :)

Perşembe, Haziran 29, 2006

söz tutmam ben... ama sörf yiyebilirim

Son yazımı yazmamdan bu yana geçen 18 günlük zaman yazdıklarımın gerekliliği ve doğruluğunu bir kez daha gösterdi bana. Hoş bu sefer, tutumumu haklı gösterecek sözde bir çok nedenim var ama beni bu yalanlarla kandıramam ben. İkimizin ya da birimizin de çok iyi bildiği üzere böyle orta dereceli zorluklar (evde internet olmaması, yaz okulu dolayısıyla haftada -9u kabir azabı yaşatan- 18 saat derse girmem ve çalışmayacağım için vicdan azabı duyduğum ve duyacağım bir diferansiyel eşitlikler ara sınavı) ancak yapılmayan bir işe bahane olurlar, yoksa yapılmak istenilen bir işe kesinlikle engel olamazlar.

Ama bu sefer bu iç hesaplaşmamla boğmayacağım monologlar yığınımı (blogumu). Onun yerine gündelik şeyler söyleyecem. Sörekli söylediğim, söylemek için düşünmediğim, omur iliğimin yardımıyla ortama verdiğim sözlerimi dökecem buraya da. Burayı de kirleteceğim. Neden? Çünkü kolay. Çünkü hitap kitlesi daha geniş. Çünkü burası her ne kadar benim egom için yapılmış bir proje olsa da benim dışımda bir iki tane daha okuru var buranın -umarım.

İşte başlıyorum:
1) 10 gün önceki Adana ziyaretimde biraz geç de olsa keşfettiğim 3 programdan 1 tanesini hala takdir ediyor ve takip etmeye çalışıyorum. Bu program tabi ki atv'de yayınlanan Sabah Yıldızları adlı program. Hoş dikatinizi çektiyse takip etmeye çalışıyorum dedim; çünkü kendini bilmez ODTÜ yönetimi haftalık ders programıma, 4 gün, programın yayın saatine ders koymuş. Dolayısıyla kaçırıyorum ben de bu eğlenceyi, pardon şahaneyi. (Yanlış sözcük kullanımına da dikkatinizi çeleyim mi?) Ama sağolsunlar, akşam yayınlanan magazin programlarımız gündüz programı izleyemeyen insanlar olabileceği düşüncesiyle hemen hemen her akşam tekrarını veriyorlar. Hem de "n" kanalda. (Burada da n bilinmeyen, büyük sayı anlamında. Hatta yer yer mübala anlamı da katmıştır.) Bu programın gerçek yıldızı olan Meriç Bey'e övgüler dizecek edebi kapasitem ve takatim olmadığı için yıldızları sönen iki programın değerli sunucularının adlarını söyleyip, bir sonraki başlığıma geçeceğim: Seda Sayan ve Lerza Mutlu.
2) Nil Karaibrahimgil'i çok seviyorum. Ama söz yazmayan bir Nil Karaibrahimgil'i daha çok severdim. Yok ben illa söz yazacam diyorsa başımızla birlikte ama keşke yazmasa. Ya da yazarsa yazsın, biz onu görelim yeter :) Hatta, "SAĞ ELLER HAVAYA..."
3)Bu yaz Türk müziği için lanetli bir yaz oldu. Daha yaz bitmemiş olmasına rağmen çok rahat konuşabiliyoruz çünkü durum bu noktadan sonraya iyiye gidemez, olsa olsa daha beter olur. Ne demek istediğimi anlamayan veya anlamazdan gelenler için bu yaz albüm ve klipleriyle kulaklarımızı ve gözşerimizi zehirleyen ünlülerimizi kısaca hatırlayalım: Serdar Ortaç ve Yıldız Tilbe önderliğinde, Demet Akalın, Hande Yener, Gülben Ergen ve Gülşen; Pamela, Ajda Pekkan, Kenan Doğulu, Ayna, Altay, Natalia, Ebru Yaşar, Berksan, Hepsi ve Hızır Acil. Bunlar gündemi sarsabilecek güçte olanlarıydı, tabi bunların yanında onlarca bunlardan bile daha kötü ama adları bilinmediği için bizi etkilemeyen müzik de yapılıyor. Nerden nereye be?

Bu son madde midemi kaldırdı. Daha fazla devam edemeyeceğim. Şimdilik bu kadar, saygılarımla.

Cumartesi, Mayıs 20, 2006

ODTÜ 50. Yıl Stadyum Konserleri


Bu duyuru ilk gördüğümde inanmamıştım. ODTÜ’nün 50. yılı şerefine bahar şenliğine getirileceği söylenen ve getirilemeyen grupların yanında görece zayıf kalan bir kadrosu olsa da yine aynı olaydan ötürü böyle bir konserin yapılmasına pek olası bakmıyordum. Bana daha çok bir şaka gibi geliyordu bu olay. Hatta konserin internet sitesi ilk açıldığında bile biri üşenmemiş ve şakayı sürdürebilmek için gerçekte olabilecek bir internet sitesi bile hazırlamış demiştim. Fakat artık duyuruların artması ve konsere çıkacak grupların konser takvimlerinde 28 Mayıs 2006, ODTÜ Stadyum Konseri ibarelerinin görülmesi itibariyle böyle bir konser olacağından artık eminiz.
Yukarıda bahsetmeye çalıştığım şey pek çoğunuzun anladığı üzere (biliyorum sadece başlığa bakmak da yeterli ama alışılagelmiş kalıpları kullanmakta da vardır bir fayda) 28 Mayıs 2006 Pazar günü ODTÜ Stadyumu (Devrim)’de yapılacak ODTÜ 50. Yıl Stadyum Konserleri: Türk Kızılayı & ODTÜ Festivali. 12:40da kapıları açılacak olan bu festival saat 23:30a kadar sürecek ve sırasıyla, Pandomim (12:40-13:25), Salane(Josef K.) (13:40-14:25), Pompa (14:40-15:25), Kılçık (15:40- 16:25), Kül (16:40-17:50), 110 (18:10-19:20), Mavi Sakal (19:40-21:20), Starsailor (21:40-23:30) adlı gruplar sahne alacak. Konserler ODTÜ dışından katılıma açık olacak ve davetiye edinilmesi için yapılması gerekilen şey Türk Kızılayı’na 20YTL bağışta bulunmak olacak.
Bu konser her ne kadar kaçmayacakmış gibi görünse de -Mavi Sakal’ı İki Yol’u söyleme olasılığı herhangi bir konseri kaçmayacak konser statüsüne yükseltebilir-, muhtemelen benim ay sonu itibariyle böyle bir etkinliğe verebilecek bir 20YTLm kalmamış olacak. Eğer böyle bir durum olursa yapmamız gereken tek şey, stadyum kapılarının biletsizlere de açılmasını beklemek olacak. Yoksa tellerden atlamak suretiyle konser alanına girmek ya da stadyum çevresinden konseri takip etmek gibi terbiyesiz eylemlerde bulunabiliriz. 28 Mayıs’ta Devrim’de görüşmek üzere!